Birilerinin dinleyip dinlemediğini anlamak için etrafı şöyle bir kolaçan ettim, yavaşça öne eğildim, “Benim için dedikodu yapmaz, yapamaz diyorlar.” diye fısıldadım. Ama bakın, şu anda onların dedikodusunu yapıyorum, haberleri bile yok.
İnatçı diş doktorum, sağ arkadaki azı dişimi kurtarmak için uğraşmaya karar verdi. Aslında bakar bakmaz “…bunu almamız gerekecek galiba…” demişti. Yüreğim ağzıma geldi. Doktor, naneli sakız çiğniyordu ; kutularda satılanlardan. Nereden mi biliyorum ? Kutudan çıkarıp ağzına atarken gördüm de ondan… Dişi bu duruma nasıl getirdiğimi sormadı bile. Sormadığı iyi oldu ; yoksa sağ arkadaki azı dişimin, bir otobüs yolculuğunda, gecenin yarısı sakız çiğnerken kırıldığını şöylece anlatmak zorunda kalacaktım :
Vallahi, otobüs penceresinden dışarıya dalmışım. Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Ağzımda, naneli olmayan sakız… Karanlıkta, dışarıda ne görüyorsam artık… Otobüsün muavini gencecik bir kız. Zayıf boynuna taktığı Çingene pembesi fularda otobüs firmasının amblemi basılı. Cılız sesiyle “Ayakkabılarınızı giyebilir misiniz…” uyarısını yaptı. Kız dört kere, beş kere ya da daha fazla yapmış olabilir uyarıyı. Şehirler arası otobüs yolculuğunda bacaklarını koridora uzat, üstelik ayakkabıları çıkar… Titrek ve ince sesi önce duyulmadı. Duyulsa bile önemsenmedi belki. Çingene pembesi fular, zar zor bulunan işin en güzel yanıdır ve gencecik kız zar zor bulduğu işini en iyi biçimde yapma telaşındadır.
Bu dedikoduyu ilk sizinle paylaşıyorum. Böyle dedikodu mu olur, diyebilirsiniz. Ayakkabılarını çıkarıp, bacaklarını otobüs koridoruna uzatıp uyuyan şahsı her ne kadar tanımıyorsam, her ne kadar görmemiş olsam da bence dedikodusunu yapmış sayılırım. Muavin kızın uyarısı ciddiye alınıp ayakkabılar giyildi mi ?.. Zannetmiyorum. Merakla başımı çevirip geriye bakmaya uğraşıyordum ki İşte tam o sırada, sağ arka azı dişimde bir gariplik hissettim.
Dedikodu yapmadığım , dedikodu yapamadığım hakkındaki eleştirileri bir kenara bırakalım ; peki neden dedikodu yapmıyorum ? Aklıma gelmiyor ya da seçici davranıyorum ; her şeyin de dedikodusu yapılmaz ki canım. Otobüsle şehirler arası gece yolculuğu yaparken karşılaştığım muavin genç kızın boynundaki Çingene pembesi fular, çoraplı ayaklarını koridora uzatıp horul horul uyuyan yolcu hakkında dedikodu yapmak , düşünmek daha ilginç değil mi ?.. Kesin başka bir yolcu şikayet etmiştir ; kim şikayet etti acaba ? Şikayet ederken nasıl bir cümle kullandı ?.. Dünyadan habersiz yaşadığımı zannetmeyin lütfen.
Şu an dişçi koltuğundayım. Doktorum ve yardımcısı, asistanı, hemşiresi artık hangisiyse iğneler, kokular, gırıltılar, vızıltılar arasında tepemde , çekinmeden, rahat rahat dedikodu yapıyorlar. Vallahi billahi dedikodu yapıyorlar. Dedikoduya bakılırsa birileri gelmiş de diğerleri gitmiş. Gidenler giderken haber vermemişler ama onlar da başka bir yere gitmişler. Gelenler gidenler, haber verenler, vermeyenler arasında bir itişme var gibi…Sağ arkadaki azı dişimi kurtarmaya inat eden diş doktorum, dedikodunun ayrıntısını öğrenmek için yardımcısını zorluyor ; kızcağız anlatmaya dünden razı. Tatlı tatlı konuşuyorlar.
İnsan , bir doktora dedikoduyu yakıştıramıyor, hele de hastasının yanında… Hiç olacak iş mi ?.. Fakat ne derseniz deyin ; dişçi koltuğundaydım, yanı başımda dedikodu yapılıyordu. Ve ben de kendimi güvende hissediyordum.
ESİN BAYRAKTAR
2026/ANKARA