KEDİNİN  KARAKTERİ

      Kedilerin ,  kilometrelerce  uzaktan  yaşadıkları yere  dönebildiklerini bilmeyen yoktur. Yollarını  yıldızlara  bakarak  bulurlar,  dendi. Bahsedeceğim kedi öyle kilometrelerce  uzakta değildi ; yakınlardaydı. Hatta  burnumuzun  dibindeydi. Son  olarak,  apartmanın birinci  katında  yalnız  yaşayan teyzenin  evine sessizce girdi . Geceyi  teyzenin evinde  geçirdi  ; yaşlı kadın  habersiz. Zavallı kadın,  sabah  uyanıp da  salonda,  ikili  koltuğun  üzerinde  esneyen  kediyi görünce aklını  kaçırdığını düşünmüş.  “Allah’ım sen aklımı  başımdan  alma…”  diye  gözlerini bir  kapatıp  bir  açmış. Anlayacağınız  rahat  bir  kedi ; buyur  denmeden  buyuran, kal  denmeden  kalan insanlar  gibi.

     Yan  binanın   teras  balkonunda  kahveler  içiliyor,  kahkahalar  atılıyor ; teras  balkon  kuaför  salonuna  ait. Saç  tutamları  alüminyum folyolarla  sarılmış kadın ,  kahkahanın  birini  atıyor öbürüne   başlıyor. Pedikürcü kızın başı öne  eğik ya ; gülüp  gülmediği  anlaşılmıyor  ama   ayaktaki  iki  üç  kişi,  inanın  gülmekten katılmışlar. Kahkahalar, hafiflik kokan  konuları  mı  işaret  ediyor ne !..  Aaa… Bizimki , terasları birbirinden  ayıran duvarın  üstünde. Neşeli gruba  bakıyor. Duvardan  sarkan kuyruğu sağa  sola  oynayıp  duruyor.  Zannedersiniz az  sonra  muhabbete  katılacak. On beş,  on  altı  yaşlarında bir  kız,  kafası alüminyum folyolu kadına  Türk  kahvesi  getirdi. Kedi, hâlinden   memnun. Hatta, anlatılanlara  gülüyor, desem yalan  olmaz.

    Kuaförün  teras  balkonuna bitişik  kendi teraslarına  yaptıkları  küçük  bostanla uğraşan  karı  kocanın ,  bu  serseri  kediyi  evcilleştirmek  için başvurmadıkları çare  kalmadı. Hayvanı sokaktan alıp  evin köşesine  koymakla  iş  bitmiyor.  Yavruyken mi bulup  getirdiler, bulduklarında adam  akıllı büyümüş müydü bilemiyoruz.  Şimdi  diyeceksiniz  “Hakkında  yazdığın  şu  kedinin bir adı  yok mu ?.. ” 

    Olmaz mı ; karıyla koca, düzenbazlığıyla ünlü bir  sinema karakterinin  adını  kedilerine  uygun  görmüşler.  “Kedilerine” derken duruyorum  ; çünkü  hayvan,  sadece  onların  kedisi  olma  niyetinde  değil. Adamla kadın sabahtan  akşama  dek  yüksek sesle kediyi  çağırıyor. Açık  konuşayım, önceleri  karı  kocanın kime  ya da neye  seslendiklerini anlayamadım. Yaz  mevsimi ;  camlar,  kapılar  açık…Birilerinin birilerine ya da birine,  bir  şeye  seslendikleri belli ; sadece  “..ho !” hecesi anlaşılıyor. …ho !.. …ho !..  Meğer  kediye  sesleniyorlarmış ; sonunda  anladık.  Anlasak ne  fayda ;  kedi  başına  buyruk…   

   Hem serseri  kedi dışarı  çıkamasın hem küçük  bostanlarını güvercinler,  saksağanlar  dağıtmasın diye  teras  balkonu kümes teliyle  çevirdiler. İşe  yaramadı. Keyfince gezen  tozan, istemediğinde  ortalıktan  toz  olan kediye tel  mel kâr  eder mi… Kafasına  göre  takılıyor.Hayvanın  canını  dişine  taktığını, pençeleriyle  tutunarak kümes teline tırmandığını  bizzat  gözlerimle gördüm. Bakın, yine sesleniyorlar: …ho !.. …ho !..  bu  isim  nereden gelmiş  akıllarına ?.. Filmin sonuna kadar  alavere  dalavere  çeviren,  oyun  etmediği adam  kalmayan karakteri bilmeyen yoktur.  Kümes  teli  güvercinleri,  saksağanları engelledi ama  ruhu  özgür kediyi değiştiremedi.

    Biber,  salatalık,  domates bostanından  yayılan  “…ho !.. …ho !..”  feryadı içimi sızlattı; üzüldüm. Ben de  yukarıdan  “ Kediniz  kuaförün  terasında !..”  diye mi bağırsam  acaba ?.. Komşuluk  vazifesi  olarak  haber  versem?.. Vallahi,  hayvancık durumundan pek  memnun… Ne  yaparsanız  yapın,  böyle  şen  şakrak  ve de neşeli ortamı  bırakıp dünyada  yanınıza  gelmez. Siz en  iyisi  kümes  telinin sağını  solunu bir  yoklayın. Açılmıştır,  yırtılmıştır ;  gözünüzden  kaçmıştır.  

     Aaa… Kuaför terasındakiler fark  ettiler bizimkini. “Ayyyy !.. Canıııım !.. Güzelim… Şuna  bak… Gel pisi  pisi pisi…” li ünlemler  sardı ortalığı. Bilseler,  bizimki  böyle canımlı  cicimli sevgi sözlerinden  anlamaz.

     Bostanın  altı ,  daha  doğrusu teras balkonun altı  market. Market  çalışanı az  evvel, taze  kabakları dizdi  kasaya. Kedi ,  ileriden  geçti gitti ; dünya  umurunda  değil.  Caddede arabalar, belediye otobüsleri, egzoz  dumanları  sürüp gidiyor. Taze  kabakları kasaya   dizen  eleman sigarasını  yaktı. Bir  şeylere  bakıyor telefonundan. Eleman, bizimkini görmemiştir  belki  ama bizimkinin arkada da  gözü  var.

    Kedi  caddeye  çıktı. Giyim mağazası,  eczane, tatlıcı, çamaşırcı  ; hepsini tanıyor . Aç da  kalmaz,  açık da  kalmaz ; saksıların  arasında  uslu  uslu gezmez ; yalnız  kapılarınıza dikkat  edin. Farkına bile  varmazsınız; evinizin  bir  köşesinde  kıvrılır,  uyur. Kadın, teras balkonun  boş tarafında sabah  yürüyüşünü   yapıyor . Arada bir  domateslerle, salatalıklarla, maydanozlarla ilgileniyor. Birazdan  kocasıyla plastik sandalyelere  oturup su bardaklarında çay içecekler . Belki de  “Ne  olacak bunun hâli…”  diye  kediye boşu boşuna dertlenecekler. Eeee… Kedinin  adını  koyarken düşünselerdi.

                                                                 ESİN   BAYRAKTAR

                                                                     ANKARA/2026


Bir Cevap Yazın