Kediler, kilometrelerce uzaktan yaşadıkları yere dönebilirmiş. Bahsedeceğim kedi öyle kilometrelerce uzakta değildi. Yakınlardaydı ; hatta burnumuzun dibindeydi. Son olarak, apartmanımızın birinci katında, yalnız yaşayan teyzenin evine girdi sessizce. Geceyi teyzenin evinde geçirmiş. Zavallı kadın, sabah uyanıp da salonda, ikili koltuğun üzerinde esneyen kediyi görünce aklını kaçırdığını zannetmiş. “Allah’ım sen aklımı başımdan alma…” diye duaya başlamış. Anlayacağınız rahat bir kedi ; buyur denmeden buyuran, kal denmeden kalan insanlar gibi.
Yan binanın teras balkonunda kahveler içiliyor, kahkahalar atılıyor ; teras balkon kuaför salonuna ait. Saç tutamları alüminyum folyolarla sarılmış kadın , kahkahanın birini atıyor öbürüne başlıyor. Pedikürcü kızın başı öne eğik ya ; gülüp gülmediği anlaşılmıyor ama ayaktaki iki üç kişi, inanın gülmekten katılmışlar. Aaa.. O da ne !.. Bizim kedi , komşu terası ayıran duvarın üstünde. Neşeli gruba bakıyor. Az sonra muhabbete katılırsa hiç şaşırmam. Hâlinden memnun. Hatta gülüyor gibi… Tövbe tövbe…
Kuaförün teras balkonuna bitişik kendi teraslarına yaptıkları küçük bostanla uğraşan karı koca, zannederim bu serseri kediyi evcilleştirmek için türlü çarelere başvurdular. Hayvanı sokaktan alıp evin köşesine koymakla da iş bitmiyor. Yavruyken mi bulup getirdiler, bulduklarında adam akıllı büyümüş müydü bilemiyoruz. Şimdi diyeceksiniz “Hakkında yazıp durduğun şu kedinin bir adı yok mu yahu ?.. ”
Olmaz mı ; karıyla koca, düzenbazlığıyla ünlü bir sinema karakterinin adını kedilerine uygun görmüşler. “Kedilerine” derken duruyorum ; çünkü hayvan, sadece onların kedisi olma niyetinde değil. Adamla kadın sabahtan akşama dek yüksek sesle kediyi çağırıyor. Açık konuşayım, önceleri karı kocanın kime ya da neye seslendiklerini anlayamadım. Yaz mevsimi ; camlar, kapılar açık… Neyse, kediye sesleniyorlarmış ; sonunda anladık. Anlasak ne fayda ; kedi başına buyruk…
Hem kedi dışarı çıkamasın hem küçük bostanlarını güvercinler, saksağanlar dağıtmasın diye teras balkonu kümes teliyle çevirdiler. İşe yaramadı. Canı isteyince gelen, canı istemeyince gelmeyen kediye tel mel kâr eder mi…Kafasına göre takılıyor. Bakın, yine sesleniyorlar ; bu isim nereden gelmiş akıllarına ?.. Filmin sonuna kadar alavere dalavere peşinde koşan, oyun etmediği adam kalmayan karakteri bilmeyen yoktur. Kümes teli güvercinleri, saksağanları engelledi ama karabatak kediyi değiştiremedi.
Üzüldüm ; kediniz kuaförün terasında, diye haber versem mi acaba ?..Kümes telinin sağını solunu yoklamalı ; mutlaka bir açıklık vardır. Gerçeği söylemek gerekirse , vallahi kediniz hâlinden pek memnun ; ne ederseniz edin , neşeli, şen şakrak ortamı bırakıp da size dünyada gelmez.
Bostanın altı , daha doğrusu teras balkonun altı market. Market çalışanı az evvel, taze kabakları kasaya dizdi. Bizimki, ileriden geçti gitti ; dünya umurunda değil. Arabalar, belediye otobüsleri, egzoz dumanları bitmiyor. Taze kabakları kasaya dizen eleman sigarasını yaktı. Ne elemanın kediden ne kedinin elemandan haberi var. Kadın, teras balkonun boş tarafında sabah yürüyüşünü yapıyor . Arada bir domateslere, salatalıklara, maydanozlara bakıyor. Birazdan kocasıyla plastik sandalyelere oturup çay içecekler . Belki de “Ne olacak bunun hâli…” diye kediye dertlenecekler.
Kedi caddeye çıktı. Giyim mağazası, eczane, tatlıcı ; hepsini tanıyor kerata. Aç da kalmaz, açık da kalmaz ;özgürlüğüne düşkün , saksıların arasında uslu uslu gezmeyecek ; belli… Ne yapalım ; kedinin adını koyarken düşünselerdi.
ESİN BAYRAKTAR
ANKARA/2026