1
Ankara ve Kayseri arasında bir yerlerde, Tavuk Dönerci Bekir, yerel radyoda çalışan Sercen’i uyardı : “Birader, ne biçim okuyorsun… Kibar, çıtkırıldım; dönerciyiz biz, sesin çıksın yahu… Duyan duymayan kalmasın adımızı…” dedi. Sercen, meslek lisesi mobilya ve iç tasarım bölümü mezunuydu. Bekir’in uyarısını ciddiye aldı. Oturdu ; reklam metninde geçen “Çok yakınız, halk eğitim merkezinin çaprazında, köşedeyiz…” cümlesini defalarca, yüksek sesle prova etti. Tavuk döner reklamında gerçekçilik önemliydi. İşini seven radyocu genç, işsiz kalmak da istemiyordu.
Vildan saate baktı : Dokuzdu . Hasır ekmek sepetinde iki elma, iki ayva, bir nar, bir muz vardı. Vildan’ın içine sinmedi. Kalktı, buzdolabını açtı ; sebzeliği çekti. Suluboya natürmort resim için hangisi yakışırdı acaba ?.. Arabanın motor sesini tanıdı; sebzelikten aldığı maydanoz demetini ayvaların üzerine bıraktı.
Bekir arabayı park edip kontağı, farları kapatacağı sırada yerel radyoda Sercen’i duydu : “… menümüzü mutlaka deneyin. Tavuk dürüm, tavuk servis, tavuk İskender, tavuk beyti, turşu çeşitleri, sütlü tatlılar… Tadına doyamayacak, yine yine yine gelmek isteyeceksiniz….”
Söylendi Bekir . Sabah konuşmamış mıydı şu radyocuyla ; reklamı nasıl okuması gerektiğini anlatmamış mıydı… Sercen, son günlerin en çok dinlenen şarkısı “Damarlarımda kan kalmamış, zavallı kalbim ne yapsın” ı tüm sevenlere çalacağını anons etti. Adama bak ya… Şarkının adını da aynı biçimde okuyordu, tavuk İskenderi de aynı biçimde okuyordu. Bugün çarşıda, döner reklamına takılanlar oldu. Kıs kıs gülüp “…tavuk beyti, tavuk dürüm, turşu çeşitleri…” diye Sercen’i taklit ettiler. Bekir kontağı, farları kapattı. Telefonu çaldı ;bacanağı arıyordu.
Bacanağıyla konuştu. Telefon konuşması bitti. Arabadan çıktı, eve doğru yürüdü Bekir.
Büyük orta sehpaya eski gazete sayfaları seriliydi. Sulu boya takımı, resim fırçaları, resim kâğıdı, su dolu plastik kap ; hepsi hazırdı. Bekir, karısına baktı:
-Nedim Abi aradı az evvel, dedi.
-…
-Haberin vardır…
-Neyden haberim vardır ?
-Nedim Abi’nin aradığından…
-Arabada Nedim Abi’yle mi konuşuyordun ?
Vildan gitti kanepeye oturdu. Hasır ekmek sepetini dolduran meyveleri, maydanoz demetini düzenlerken,
-Okulun arkasındaki yer hâlâ boş, biliyor musun ?, diye konuştu.
-Ne yapalım yani, güzelim tavuk dönercimizi o harabeye mi taşıyalım…
Vildan, maydanoz demetine yer bulamadı. Kadın bu sefer ayvaları eline aldı. “Hiç de harabe değil…” dedi. Çarşının göbeğindeki dükkânda ablası Ferhan’la, Ferhan’ın kocası Nedim’in de hakları vardı. Niyetleri baştan belliydi. Kendilerine düşen kira payını istiyorlardı. Bekir’in canı sıkkındı :
-Kredi çektik, bir sürü para harcadık, reklam bile yaptırdık…
-Okulun arkasındaki yeri tutacaktık, dedi Vildan.
-Baban karşı çıkmadı mı…Ne yapacaksınız okulun arkalarında, çarşıda açın yerinizi, demedi mi !..
-Adam kirayla uğraşmayalım diye dükkânını verdi , suçlu mu oldu şimdi…
-Babanı suçlamıyorum !.. Bırak ayvayla, maydanozla uğraşmayı !.. Bari kredinin geri ödemeleri bitene kadar beklesinler…
-Oğlanın resim ödevi, yarına yetişecek…
-Otursun kendi çizsin !..
-Hiç de harabe değil, diye tekrarladı Vildan ; “ Bir badana, bir boya…Oldu bitti…” Biz öğrenciyken tostçuydu orası ; ne güzeldi, okul çıkışlarında takılırdık.
Bekir, çarşının göbeğinde olmaktan memnundu. Her yere yakındılar. Pırıl pırıl , modern bir tavuk dönerciydi. Öğle tatillerinde hemen uğranıp karın doyurulacak tek adres. Karısına cevap vermedi. Eskinin tostçusunda dönerci açmaya niyeti yoktu:
-Biz dükkânın içini düzeltirken, sağını solunu tamir ettirirken aklı neredeymiş ?.. Tabi, baktı dükkân işliyor ; müşterinin biri kalkmadan biri oturuyor, hemen ortaklık peşine düştü. Vildan şaşırdı:
-Nedim Abi ortak olmak mı istiyor ?
-Bence öyle ; kira bahanesiyle ortaklık teklif edecek.
Vildan, biri kalkmadan biri oturan müşterileri düşündü ; tavuk dönerci acaba ne zamandan beri müşteri kaynıyordu da onun haberi yoktu. Zaten babasının teklifine baştan karşıydı. Babası , kocası onu dinlemedi ama Nedim Abi’nin ortaklığı, kredi ödemelerini kolaylaştırabilirdi.
-Lisede, natürmort resmin sergiye konmuştu. Hem de sulu boya…
-Resim mi ?
-Açılır kapanır sandalyede kasımpatıları duruyordu resimde. Turuncu, ebruli kasımpatılar… Hatırladın mı ?..
-…
-Sulu boya çalışmak en zorudur ; hayatım, sen resim çizmeyi severdin !..
-Allah aşkına Vildan, onca derdin arasında konumuz suluboya resim mi ?
Koridordan gelen sese döndüler:
–… Tavuk dürüm, tavuk servis, tavuk İskender, tavuk beyti, turşu çeşitleri, sütlü tatlılar… Tadına doyamayacak, yine yine yine gelmek isteyeceksiniz… Hatta siz gelmeyin, biz getirelim…
Bekir, on dört yaşındaki oğlunun yaptığı mükemmel taklitten hiç hoşlanmadı. Radyocu Sercen, evin oturma odasına gelmişti sanki. Geriye bir adım attı ; sehpaya çarptı. Su dolu plastik bardak, çarpmanın etkisiyle devrildi. Dökülen su, kapağı açık boyaları beraberinde sürükledi. Resim kâğıdı berbat oldu.
Tavuk Dönerci Bekir, oğlunun Sercen’e benzemesini istemedi. Rol icabı olsa da istemedi. Resim kâğıdı bulup eve dönecek, oğlana “…otur ödevini bitir, anana güvenme, yatana kadar tamamla resmi yoksa şöyle yaparım, böyle yaparım…” filan diyecekti. Aslında ne yapacağını bilmiyordu. Bu saatte nereden bulacaksın resim kâğıdını, diye arkasından seslendi Vildan. Bekir elbette bu saatte kasabada resim kâğıdı bulamayacaktı. Arabasını karanlık sokaklara doğru sürdü . Şu radyocu bozuntusuyla tekrar konuşacaktı.
2
Radyocu Sercen, son günlerin en çok dinlenen şarkısı “Damarlarımda kan kalmamış, zavallı kalbim ne yapsın” ı isteyenlerin isim listesini okuyup bitirdi. Şarkı çalmaya başladı; Sercen acil olarak tuvalete koştu. Belediye iş hanının girişindeki tuvalete kaba, beton dört basamakla çıkılıyordu. Hanın birinci katındaydı radyo . Şarkının son nakaratına yetişeceğini hesapladı Sercen. Pis lavaboda ellerini yıkadı, paslı aynada saçlarını düzeltti. Tuvaletin dışa açılan demir kapısını itti ; kapı açılmadı. Sercen kapıyı tekrar itti. Hayır, açılmıyordu. Zorladı, zorladı…Daha sert bir şekilde, omzuyla itti. Telaşlandı. Bu saatte, ondan başka kimse olmazdı radyoda. Üstelik telefonu yayın odasındaydı ; geri çekildi ve hızla ilerleyip bütün gücüyle kendini kapıya vurdu .
Kapı , gerisindeki her neyse ona çarptı, açıldı ; kaba, beton basamaklardan aşağı bir şey yuvarlandı . Şarkının son nakaratı çalıyordu. Sercen , beton basamağın dibinde yatan Bekir’e dehşetli bir şaşkınlıkla bakakaldı.
3
Sercen’in günlüğünden…
9 Ekim 2025
Sevgili Günlük ; bu tuhaflığı anlatmaya nasıl başlayacağım ?
Son günlerin en çok dinlenen şarkısı “Damarlarımda kan kalmamış, zavallı kalbim ne yapsın” ı isteyenlerin isim listesini okuyup bitirdim. Şarkı başladı. Acil olarak tuvalete koştum. Şarkının son nakaratına yetişeceğimi hesapladım. Tuvaletin dışa açılan demir kapısını ittim ; kapı açılmadı. Tekrar ittim. Hayır, açılmıyordu. Zorladım… Daha sert bir şekilde, omzumla ittim. Radyoda, bu saatte, benden başka kimse olmazdı. Cep telefonum yayın odasındaydı. Geri çekildim ,hızla ilerledim. bütün gücümle kendimi kapıya çarptım.
Bekir Abi yerde sırt üstü yatıyordu. Gözleri açıktı ; korktum. Bekir Abi’yle ilgilenmeliydim bu yüzden şarkının sonuna yetişemedim. Gittim; yayını otomatiğe ayarladım. Şarkılar peş peşe çalacaktı.
Bir bez buldum, bezi muslukta ıslattım ; Bekir Abi ıslak bezi eline aldı ama başına koymadı. Ne ambulansı ne de kimseyi aramamı istedi : Oğlunun resim ödevi için resim kâğıdı aramaya çıkmış. Belediye iş hanının önünden geçerken ışıkların yandığını görünce sabahki konuyu yeniden konuşayım, demiş. Düşerken başını basamaklara veya yere vurmuş olabilirdi :
-Hangi konuyu Bekir Abi ?
-Sabahki konuyu Sercen…
-Sabahki konu derken…Anlamadım…
-Bizim reklam konusu…
– Reklam mı ?..
-Tavuk döner reklamı oğlum !.. Radyonuza para vermedik mi reklamımızı yapın diye…
Radyoda dönerci reklamı yapılıp yapılmadığını hatırlayamadım. Tavuk döner reklamını okuyuşumu beğenmeyen Bekir Abi sabah uğramış, reklamı doğru dürüst okumam konusunda beni uyarmış.
Adama, tavuk dönerci değil tostçu olduğunu söylesem mi söylemesem mi bilemedim. Bekir Abi ile eşi Vildan Abla’nın şu meşhur tostçu dükkânı, okulun arka sokağındadır. Arkadaşlarla arada uğrarız . Sanayi tostu çok lezzetlidir. Acaba işleri büyütüp tavuk dönerciliğe mi geçmişlerdi ? Bekir Abi, geç vakit resim kâğıdı aramak için kasabada dolandığına göre belki de içmişti.
Vildan’ın günlüğünden…
9 Ekim 2025
Kocam belediye iş hanının tuvalet merdivenlerinden düşmüş. Radyocu Sercen, onunla ilgilenmiş . Bez ıslatıp başına koymuş. Dükkân, önceki günlere göre daha kalabalıktı. Telefonla arayıp “Nerede kaldın ?..” diye sormasam olan bitenden habersizdim. Düşmenin ardından Bekir, kendini tavuk dönerci zannetmeye başladı.
Evet, resim yapmayı severim. Bazen oğlanın resim ödevlerini yaparım. Bekir de severdi resim yapmayı fakat o saatte, oğlanın ödevi için resim kâğıdı aramaya gitmedi. Resim kâğıdı arama hikâyesi nereden çıktı anlamadım. Hırdavatçı arkadaşından elektrikli matkap ödünç alacaktı ; Bekir , bunu nasıl hatırlamaz… Depodaki dolabı duvara sabitleyecekti. Tostçuyu açarken sadece el ilanları dağıttık. Büyük afişler bastırmadık, radyoda reklamlar yaptırmadık ; hepsine gücümüz yetmezdi. Hâlâ ufak tefek tamirlerle biz uğraşıyoruz.
Bekir, tostçu dükkânımızı ilk kez görüyor gibiydi. Pembe plastik sandalyelere, mavi kırmızı ekose desenli dertsiz masa örtülerine, duvarları kaplayan plastik sarmaşık yapraklarına küçümseyerek baktı . Duvarların plastik yapraklarla kaplı oluşuna inanamıyorum, dedi :
-Senin tercihindi, dedim.
-Benim tercihim mi ?..
-Dükkânda eskiden beri duruyordu bu sarmaşık ; çıkarmayalım, dedin. Hem fazla para harcayamazdık.
– Eskiden beri mi ?
-Burası eskiden de tostçuydu hayatım; biz öğrenciydik ; sonra kapandı. Başka başka şeyler oldu ; bijuteri, kuaför, kafe … Kim geldiyse sarmaşıklara dokunmadı.
Doktora görünmesinden başka çare olmadığına karar verdim. Gittik : Kocam, geçici bir hafıza kaybı yaşıyormuş.
4
Sercen’in günlüğünden…
10 Ekim 2025
Sevgili Günlük;
Vildan Abla’yı aradım. Bekir Abi’nin geçici bir hafıza kaybı yaşadığını öğrenince çok üzüldüm, korktum , suçluluk hissettim. Kapının ardında biri olduğunu bilsem öyle yüklenmezdim, asla yüklenmezdim. Radyoda , akşam dokuzdan sonra benden başka kimse kalmazdı ki…
Öğlen radyoya gitmeden, geçmiş olsuna tostçuya uğradım. Oturacak yer yoktu. Son günlerin en çok dinlenen şarkısı “Damarlarımda kan kalmamış, zavallı kalbim ne yapsın.” duyuluyordu. Kendini tavuk dönerci zanneden Bekir Abi’yi tezgâhın gerisinde tost yaparken buldum. Anlaşılan, geçici hafıza kaybı onun tost yapmasına engel olmamıştı . Bekir Abi, okulun arkasındaki bu dökük ve şirin yerde tost bastığını unutmamıştı.
Peki, ben neyle karşılaşacağımı bekliyordum ? Tek kişilik hastane odasında pijamalarıyla yatağa oturmuş, boş gözlerini cama dikmiş bir Bekir Abi bekliyordum. “Sen tavuk dönerci değilsin, tostçusun…” gerçeğini dile getirenleri şiddetle reddeden ve sakinleştirici iğnelerle zapt edilebilen bir Bekir Abi göreceğimi düşünmüştüm.
– Hâlâ kendini tavuk dönerci zannediyor, dedi Vildan Abla. Sözde babamın bize verdiği çarşıdaki dükkânda tavuk dönercilik yapıyormuşuz. Doktor ilaç da yazmadı. Zaman içinde normale dönecekmiş.
Adam düşerken başını çarptı ; hafızasını kaybetti. Şu suçluluk hissinden kurtulmalıydım . Sabahtan öğleye kadar tostçuda çalışsam ; en azından servise yardım ederim. Maşallah, tostçunun müşterisi bol. Vildan Abla her şeye yetişemiyor. Kadıncağız beni yatıştırmaya çalıştı :
-Üzülme, iş hanının girişindeki hırdavatçıyı bilirsin ; Bekir’in arkadaşıdır. Arkadaşından elektrikli matkap ödünç alacaktı Bekir ; arkadaki dolabı duvara sabitleyeceğiz. Bizimki varıncaya kadar adam dükkânı kapatmış , gitmiş. Kapatmış ama Bekir, hani arkadaşım içeridedir, hemen gitmemiştir , diye sağa sola bakınırken tuvalet kapısından gelen sesi duymuş. Gördün mü… Kendini suçlayıp durma…
Vildan’ın günlüğünden…
10 Ekim 2025
Babam, bize çarşının göbeğindeki dükkânını vermek istemişti. Okulun arkalarında, harap yerde ne işiniz olur , dedi. Bu fikre baştan karşıydım. Orada, ablam Ferhan’la kocası Nedim Abi’nin de hakları vardı. Fakat kayınpederinin teklifi Bekir’in hoşuna gitti. Dönerci, pideci, kebapçı açma planları yapıyordu. Acaba bu yüzden mi aklı karıştı, kendini tavuk dönerci zannetmeye başladı ? Hastanedeki doktora bahsettim. Doktor son derece ciddi, epeyce düşündü düşündü düşündü…
Ben bu harap yeri seviyorum. Bekir de seviyor. Plastik sarmaşıkları bilerek kaldırmadık. Altını boyamak gerekecekti. Boyaya para vermeyelim, dedik.
Yaşadıklarımızı etrafa duyurmadım. Ben, oğlan , Sercen, bir de hastanedeki doktor biliyor. Dedikodu kasabada anında yayılır : Sanayi tostçusu Bekir’in kendini tavuk dönerci zannettiği bir duyulursa artık durmadan konuşurlar. Radyocu gencin yarım gün yanımızda çalışma önerisini bu yüzden kabul ettim. Kocamın , iyileşene kadar göz önünde olmasını istemiyorum. Eleman arama düşüncesi epeydir kafamdaydı zaten : Sercen, ağzı sıkı görünüyor.
Çocuktan hoşlanmıyorsun, dedim Bekir’e ; hangi çocuk, diye sormadı.
-Fazla kibar…
-Ne var bunda ?..
-Tavuk döner reklamını , şiir okur gibi okuyor.
– Vicdanı rahatsız. Merdivenlerden düşmene kendisinin sebep olduğunu düşünüyor. Yarım gün yanımızda çalışmayı bence bu nedenle istedi.
-Radyoda işi yok muydu ?
-Öğleye kadar burada olacak ; aynı zamanda ketum… Kasabalı, bire bin katmayı sever, bilirsin…
Kendini tavuk dönerci zanneden kocam, sucuk dilimlemeye başladı. Hafızası geri gelmezse ne olacaktı ? Başka doktor, başka hastane araştırmalıydı. Onu yalnız bırakmaya korkuyorum. Depoya gitti. Beş dakika geçti geçmedi; kopan gümbürtüye koştum: Vakit bulup da duvara sabitleyemediğimiz dolap Bekir’in üzerine devrilmiş.
5
Karım beni deli zannediyor. Bakışlarından anlıyorum. Vildan, başıma gelenleri kimseler duymadan bir an evvel iyileşeyim derdinde… Tezgâhta tuz kalmamış ;depoya gittim.
Tuza uzanırken dikkatimi çekti ; dolabın üzerindeydi. Neymiş acaba , diye aldım. Çerçeve eskiydi, tozluydu. Açılır kapanır sandalyede kasımpatılar ; hiç beklemiyordum. Kaçıncı sınıftım, lise yıllarımdan, sene sonu sergisinden bir parça… Hem de çerçevelenmiş. Saklamışım, atmamışım ; resim severdim, resim çizmeyi ; resim boyamayı severdim. Sulu boya, natürmort kasımpatıların alt köşesinde adım yazıyor. Zordur sulu boya.
Şimdiyse ben, kimsenin inanmadığı Tavuk Dönerci Bekir ; duvarları, yıllanmış plastik sarmaşıklarla kaplı bu yerde sanayi tostunu gözüm kapalı yapabilirim. Tavuklu, beyaz peynirli, kaşarlı, sucuklu çeşit çeşit tostları dakikasında basar , sıcak sıcak servis edebilirim . Mutlu muyum ?.. Evet… Sanırım… Hayır, duvarları yıllanmış plastik sarmaşıklarla kaplı bu yerde mi mutluyum ?.. Saçmalığın daniskası ; delirdim mi gerçekten ?..
Açılır kapanır sandalyeye, turuncu ebruli kasımpatılara daldım. Dolabın dengesi bozulmuş. Dolap sallanmaya başlamış. Dolap ağır ağır devriliyor ;inanın fark etmedim. Birden dünyam karardı.
6
Gözlerimi açtım. “Damarlarımda kan kalmamış, zavallı kalbim ne yapsın” şarkısı çalıyordu. Tostçu dükkânında, arkada, depoda değildim .Ortada ne sulu boya tablo, ne de duvara öylesine dayanmış dolap vardı. İyi misin Abi…, diye üst üste sordu Sercen. Belediye iş hanı tuvaletinin kaba, beton basamaklarının dibindeydim. Sercen, dehşetli bir şaşkınlıkla bakıyordu bana ; korkmuştu. Radyo programına ara verdi. Gitti ; yayını otomatiğe ayarladı. Şarkılar peş peşe çalacaktı. Başıma koymam için ıslak bir bez buldu geldi. Düşerken başımı mı çarpmıştım ?.. Ne ambulansı arattırdım ne de kimseyi…
Oğlana resim kâğıdı bulmalıydım , radyonun ışıklarını görünce de uğrayıp reklam konusunu konuşayım, dedim. Tuvalet kapısından gelen sese yöneldim. Kapının birden açılıp bana çarpacağı, merdivenden yuvarlanacağım aklıma gelmezdi. Belediyenin iş hanında, o saatte ne işim olabilirdi ?.. Sercen bu sefer “Hangi reklam Bekir Abi ?” diye sormadı ; ben “Tavuk döner reklamı oğlum !.. Tanıtım yapın diye para vermedik mi radyonuza…” cevabını vermedim. Etrafıma baktım. Hayatım normale dönmüş müydü ?.. Yoksa tuhaflık sürüyor muydu ?..
“Sen şu reklamı bir okusana.” dedim.
Yayın odasında, eski büro koltuklarına karşılıklı oturmuştuk. Radyocu genç, reklamı okusa mı okumasa mı ; kararsızdı. Az evvel merdivenden yuvarlanmıştım. Hastaneye gitmek en doğrusu olmaz mıydı ?
Sercen’e “Arkadaş , sen benim neler yaşadığımı bilmiyorsun ; okulun arkasındaki dökük yerde sanayi tostu yaptım ve gerçekte tavuk dönerci olduğuma kimseyi inandıramadım . Yaaa… Böyle bir deliliğin içinden geliyorum. Merdivenden yuvarlanmak bu deliliğin yanında nedir ki, bırak doktoru hastaneyi…” demeyi isterdim. Demedim ; çünkü radyocu genç, duydukları karşısında kesinlikle aklımı oynattığım sonucuna varır ve beni apar topar hastaneye götürürdü :
-Oku oku, dinliyorum…
-Epeyce çalıştım Abi ; yüksek sesle prova ettim. Özellikle de “Çok yakınız, halk eğitim merkezinin çaprazında, köşedeyiz…” cümlesini defalarca tekrarladım…
-…Halk eğitim merkezinin çaprazında mıyız ?..
Sercen o kadar heyecanlıydı ki dediğimi duymadı bile. Halk eğitim merkezinin çaprazındaysak demek normale dönmüştüm. Ben, Tavuk Dönerci Bekir ; halk eğitim merkezinin çaprazında, kayınpederimin dükkânında, tavuk dönerciyim. Banka kredisinin ödemeleri zorluyor, bacanak kira istiyor, işler de istediğimiz gibi değil ; çok şükür…
– Prova yapa yapa ezberledim zaten… Halk eğitim merkezinin çaprazında, köşedeyiz… Menümüzü mutlaka deneyin. Tavuk dürüm, tavuk servis, tavuk İskender, tavuk beyti, turşu çeşitleri, sütlü tatlılar… Tadına doyamayacak, yine yine yine gelmek isteyeceksiniz !
Saat neredeyse gece vakti ; belediye iş hanında, yerel radyoda, canla başla tavuk döner reklamı okuyan radyocu genci dinledim. Aslında okuyuşunda değişen pek bir şey yoktu. Ne yaparsa yapsın yapış yapış kibarlıktan kurtulamıyordu. Sercen’e acıdım birden. Başıma koymam için getirdiği ıslak bez bile acınasıydı, zavallıydı…
– Güzel…Beğendim…, dedim.
-Beğendin mi gerçekten Bekir Abi ?
-Evet, beğendim…
-Beğendin fakat reklamları başkası okuyacak galiba…
-Başkası okuyacak, ne demek ?
-Haklısınız ; okuyuşum, tavuk döner reklamı için fazla kibar kaçıyor. Yerime birini arıyorlar .
-Çıkardılar mı seni yoksa ?.. O zaman ne diye çalıştın tavuk döner reklamına ?
-Hâlâ reklamlar bende Bekir Abi ; yerime geçecek biri bulunana kadar…
-Seni radyodan çıkaracaklar mı Sercen ?..
7
Ankara ve Kayseri arasında bir yerlerde Tavuk Dönerci Bekir, hayatının normale dönmesine sevinip sevinmediğini tam olarak bilemedi. Bilmediği daha pek çok şey vardı. Karısı Vildan’ın , yerel radyocu Sercen’in günlük tutup tutmadığını bilmiyordu. Okulun arka sokağındaki salaş dükkânın duvarlarını plastik sarmaşıkların kaplayıp kaplamadığını bilmiyordu. Sulu boya natürmort resmin nerede olduğunu ve Sercen’e niye gıcık olduğunu bilmiyordu. Belediye iş hanından çıktı.
Arabasını okulun arkasına, karanlık sokağa sürdü. Salaş dükkân ürkütücüydü ;arabayı durdurdu; dükkânın camlarından içeriyi görebilmeyi aklından geçirdiyse de tanıdık birine rastlamaktan çekindi.
Yan taraftaki koltukta duran resim kâğıdına baktı Bekir. Radyocu gencin işsiz kalmasından rahatsızlık duydu. Koltuktaki resim kâğıdı, Bekir’in içini sızlattı. Kendini bu çocuğa borçlu hissediyordu. Hafızasını kaybettiğinde, tostçuya gelip yarım gün onlara yardım etmeyecek miydi ?..
Tavuk Dönerci Bekir’i bir gülme aldı ; güldü, güldü, kahkahalarla güldü… Kendini tavuk dönerci zanneden sanayi tostçusu Bekir’e güldü…Sercen suçluluk duyuyordu. Tuvaletin kapısının hızla açılmasına, kapının Bekir’e çarpmasına ve Bekir’in kendini tavuk dönerci zannetmesine neden olmuştu. Sercen yarım günlüğüne tostçuda onlara yardım edecekti. Bekir güldü, güldü… Telefonu çaldı:
-Hâlâ resim kâğıdı mı arıyorsun ?
-Yoldayım, geliyorum hayatım…
-Sen gülüyor musun ?
– Gülüyorum…
-Neye gülüyorsun Bekir ?
-Ya boşver, geliyorum ; resim kâğıdını da buldum…
-Aaa…Bu saatte…
-Sercen sağ olsun…
-Sercen mi sağ olsun ? İçtin mi sen ?
-Hayır, içmedim…
-Ay alemsin Bekir ; radyocuya sinirlenip evden çıkıyorsun, şimdi de kalkmış “Sercen sağ olsun !” diyorsun, öte yandan gülüyorsun…
-Kız arkadaşı resim bölümündeymiş, resim dosyasını radyoda unutmuş ; şanslıyız anlayacağın…
-Sercen’in kız arkadaşı mı varmış ?
-Ayrılmışlar ; bu arada , çocuğu radyodan çıkaracaklar gibi…
-Kız , kasabadan mı ?
-Yarın, radyodakilerle bir görüşeyim diyorum ; o kadar da kötü sayılmaz, kibar mibar, olsun ; işini seviyor…
-Kız, kasabadan mı , diyorum…
-Borçlu kalmak istemem Sercen’e…
-Sercen’e neden borçlu kalacakmışsın ki ?..
-Sabah, bizim reklam yüzünden biraz sert konuştum… Çalışmış ama kerata; benden sıkıyı yiyince kendi kendine prova yapmış…
-Hiçbir şey anlamadım… Demek kız arkadaşı varmış… Ben de kira meselesini konuşmak için Nedim Abi’ye gittin sandım …
Bekir, salaş ve harap dükkâna baktı . “ Yok, gitmedim Nedim Abi’ye…Haklılar ne de olsa…” dedi. Vildan, Bekir’in söylediklerini tam olarak duyamadı . Çünkü radyoda son günlerin en sevilen şarkısı Damarlarımda kan kalmamış, zavallı kalbim ne yapsın” çalıyordu.
Karısı “Bu saatte nereden bulacaksın resim kâğıdını…” diye arkasından seslenmişti ama Tavuk Dönerci Bekir, resim kâğıdını buldu. Kontağı çevirdi, arabayı çalıştırdı; kasabanın karanlık sokaklarından geçerek evine gitti.
ESİN BAYRAKTAR
ANKARA/2026