ANKARA VE KAYSERİ  ARASINDA BİR YERLERDE

1

    Ankara ve Kayseri  arasında  bir  yerlerde,  Tavuk  Dönerci  Bekir, yerel  radyoda  çalışan  Sercen’i   uyardı : “Birader, ne biçim okuyorsun… Kibar,  çıtkırıldım;  dönerciyiz  biz,  sesin  çıksın yahu… Duyan duymayan  kalmasın  adımızı…” dedi. Sercen,  meslek lisesi  mobilya  ve  iç  tasarım bölümü mezunuydu.  Bekir’in  uyarısını  ciddiye aldı. Oturdu ;  reklam  metninde  geçen  “Çok  yakınız,  halk  eğitim  merkezinin  çaprazında,  köşedeyiz…” cümlesini defalarca,  yüksek  sesle  prova  etti.  Tavuk döner  reklamında  gerçekçilik  önemliydi.  İşini  seven radyocu  genç,  işsiz  kalmak da istemiyordu.

    Vildan  saate  baktı : Dokuzdu . Hasır  ekmek  sepetinde  iki  elma, iki  ayva, bir nar, bir muz  vardı. Vildan’ın içine  sinmedi. Kalktı, buzdolabını  açtı ;  sebzeliği  çekti. Suluboya  natürmort resim için  hangisi yakışırdı  acaba ?.. Arabanın  motor  sesini tanıdı; sebzelikten  aldığı  maydanoz  demetini  ayvaların  üzerine  bıraktı.

    Bekir   arabayı  park  edip  kontağı, farları  kapatacağı  sırada  yerel  radyoda  Sercen’i  duydu : “… menümüzü mutlaka  deneyin. Tavuk  dürüm,  tavuk  servis,  tavuk  İskender,  tavuk  beyti, turşu  çeşitleri, sütlü  tatlılar… Tadına  doyamayacak,  yine yine yine  gelmek  isteyeceksiniz….”

    Söylendi  Bekir . Sabah  konuşmamış mıydı şu  radyocuyla ; reklamı nasıl  okuması  gerektiğini  anlatmamış mıydı… Sercen,  son  günlerin en  çok  dinlenen  şarkısı “Damarlarımda  kan  kalmamış,  zavallı  kalbim  ne  yapsın” ı tüm sevenlere  çalacağını  anons  etti. Adama bak ya… Şarkının  adını da aynı  biçimde okuyordu, tavuk İskenderi de  aynı biçimde okuyordu. Bugün  çarşıda,  döner reklamına takılanlar  oldu. Kıs  kıs  gülüp “…tavuk beyti, tavuk dürüm, turşu  çeşitleri…”  diye  Sercen’i  taklit ettiler. Bekir  kontağı,  farları  kapattı. Telefonu  çaldı ;bacanağı  arıyordu.

     Bacanağıyla  konuştu. Telefon  konuşması  bitti.  Arabadan  çıktı,  eve  doğru  yürüdü  Bekir.

    Büyük  orta  sehpaya  eski  gazete sayfaları  seriliydi. Sulu boya  takımı, resim  fırçaları, resim kâğıdı, su  dolu  plastik  kap ; hepsi  hazırdı. Bekir,  karısına  baktı:

-Nedim Abi  aradı az  evvel,  dedi.

-…

-Haberin  vardır…

-Neyden  haberim  vardır ?

-Nedim  Abi’nin  aradığından…

-Arabada  Nedim Abi’yle mi  konuşuyordun ?

     Vildan  gitti kanepeye  oturdu. Hasır  ekmek  sepetini  dolduran  meyveleri,  maydanoz  demetini  düzenlerken,

-Okulun  arkasındaki yer  hâlâ  boş,  biliyor  musun ?,  diye  konuştu.

-Ne  yapalım  yani, güzelim tavuk  dönercimizi o  harabeye mi  taşıyalım…

    Vildan,  maydanoz  demetine  yer  bulamadı. Kadın  bu  sefer  ayvaları  eline  aldı.  “Hiç de  harabe  değil…”  dedi. Çarşının göbeğindeki dükkânda ablası  Ferhan’la, Ferhan’ın  kocası  Nedim’in de  hakları  vardı.  Niyetleri  baştan  belliydi. Kendilerine  düşen  kira  payını  istiyorlardı. Bekir’in  canı  sıkkındı :

-Kredi  çektik,  bir  sürü  para  harcadık,  reklam  bile  yaptırdık…     

-Okulun  arkasındaki  yeri  tutacaktık,  dedi  Vildan.

-Baban karşı  çıkmadı mı…Ne yapacaksınız  okulun  arkalarında, çarşıda açın yerinizi, demedi mi !..

-Adam kirayla  uğraşmayalım diye dükkânını verdi , suçlu mu  oldu  şimdi…

-Babanı  suçlamıyorum !.. Bırak  ayvayla, maydanozla uğraşmayı !.. Bari  kredinin  geri  ödemeleri  bitene  kadar beklesinler…

-Oğlanın  resim  ödevi, yarına yetişecek…

-Otursun  kendi  çizsin !..

-Hiç de  harabe  değil,  diye  tekrarladı  Vildan ; “ Bir  badana, bir  boya…Oldu  bitti…” Biz  öğrenciyken  tostçuydu  orası ; ne  güzeldi, okul  çıkışlarında  takılırdık.

    Bekir,  çarşının  göbeğinde  olmaktan  memnundu. Her  yere  yakındılar.  Pırıl  pırıl , modern  bir tavuk  dönerciydi.  Öğle  tatillerinde  hemen uğranıp karın  doyurulacak  tek  adres. Karısına cevap  vermedi. Eskinin  tostçusunda dönerci  açmaya niyeti yoktu:

-Biz dükkânın  içini düzeltirken,  sağını  solunu tamir  ettirirken aklı  neredeymiş ?.. Tabi, baktı dükkân işliyor ; müşterinin biri  kalkmadan  biri  oturuyor, hemen ortaklık  peşine düştü. Vildan  şaşırdı:

-Nedim Abi  ortak  olmak mı  istiyor ?

-Bence  öyle ;  kira  bahanesiyle  ortaklık  teklif  edecek.

   Vildan,  biri  kalkmadan  biri  oturan müşterileri düşündü ;  tavuk dönerci acaba ne  zamandan  beri  müşteri  kaynıyordu da  onun  haberi  yoktu.  Zaten  babasının  teklifine  baştan  karşıydı.  Babası ,  kocası  onu  dinlemedi  ama  Nedim Abi’nin ortaklığı,  kredi  ödemelerini  kolaylaştırabilirdi.

-Lisede,  natürmort  resmin  sergiye konmuştu. Hem de  sulu boya…

-Resim mi ?

-Açılır  kapanır  sandalyede  kasımpatıları duruyordu resimde. Turuncu,  ebruli  kasımpatılar…  Hatırladın mı ?..

-…

-Sulu boya çalışmak  en  zorudur ; hayatım, sen  resim çizmeyi  severdin !..

-Allah  aşkına  Vildan,  onca  derdin  arasında  konumuz  suluboya  resim mi ?

Koridordan  gelen  sese  döndüler:

–… Tavuk  dürüm,  tavuk  servis,  tavuk  İskender,  tavuk  beyti, turşu  çeşitleri, sütlü  tatlılar… Tadına  doyamayacak,  yine yine yine  gelmek  isteyeceksiniz… Hatta  siz gelmeyin,  biz  getirelim…

    Bekir, on  dört  yaşındaki  oğlunun yaptığı mükemmel  taklitten  hiç  hoşlanmadı. Radyocu  Sercen,  evin  oturma  odasına  gelmişti  sanki. Geriye  bir  adım  attı ; sehpaya  çarptı. Su  dolu  plastik  bardak,  çarpmanın  etkisiyle  devrildi. Dökülen  su, kapağı  açık  boyaları  beraberinde  sürükledi. Resim  kâğıdı  berbat oldu.

    Tavuk Dönerci  Bekir,  oğlunun  Sercen’e benzemesini  istemedi. Rol  icabı  olsa da  istemedi.  Resim  kâğıdı bulup eve  dönecek, oğlana “…otur ödevini bitir, anana  güvenme, yatana kadar  tamamla resmi yoksa şöyle yaparım,  böyle  yaparım…” filan diyecekti.  Aslında ne yapacağını  bilmiyordu. Bu saatte  nereden  bulacaksın resim  kâğıdını,  diye  arkasından  seslendi  Vildan. Bekir  elbette  bu  saatte  kasabada  resim kâğıdı  bulamayacaktı. Arabasını  karanlık  sokaklara  doğru  sürdü . Şu radyocu bozuntusuyla  tekrar  konuşacaktı.

2

      Radyocu   Sercen, son  günlerin  en  çok  dinlenen  şarkısı “Damarlarımda kan  kalmamış,  zavallı  kalbim ne yapsın” ı   isteyenlerin isim  listesini  okuyup  bitirdi. Şarkı  çalmaya  başladı;  Sercen  acil  olarak  tuvalete koştu. Belediye iş hanının  girişindeki tuvalete  kaba, beton  dört basamakla  çıkılıyordu.  Hanın  birinci  katındaydı radyo . Şarkının  son  nakaratına   yetişeceğini   hesapladı Sercen.  Pis lavaboda ellerini  yıkadı,  paslı  aynada saçlarını  düzeltti. Tuvaletin dışa  açılan demir  kapısını  itti ; kapı  açılmadı. Sercen kapıyı tekrar  itti. Hayır,  açılmıyordu. Zorladı,  zorladı…Daha  sert   bir şekilde, omzuyla  itti.  Telaşlandı. Bu  saatte,  ondan  başka  kimse olmazdı  radyoda. Üstelik telefonu  yayın  odasındaydı ; geri  çekildi ve hızla ilerleyip  bütün gücüyle kendini kapıya vurdu .

    Kapı ,  gerisindeki  her  neyse  ona  çarptı,  açıldı ; kaba, beton  basamaklardan   aşağı  bir  şey  yuvarlandı . Şarkının  son  nakaratı   çalıyordu. Sercen ,  beton  basamağın   dibinde  yatan Bekir’e  dehşetli  bir  şaşkınlıkla bakakaldı.

3

    Sercen’in  günlüğünden…

                                                                                                          9 Ekim  2025

      Sevgili  Günlük  ; bu tuhaflığı  anlatmaya nasıl  başlayacağım ?

    Son  günlerin  en  çok  dinlenen  şarkısı “Damarlarımda  kan  kalmamış, zavallı  kalbim  ne  yapsın” ı isteyenlerin isim listesini okuyup  bitirdim. Şarkı   başladı. Acil  olarak  tuvalete  koştum.  Şarkının  son  nakaratına yetişeceğimi  hesapladım. Tuvaletin  dışa  açılan  demir  kapısını  ittim ;  kapı  açılmadı. Tekrar  ittim. Hayır,  açılmıyordu. Zorladım… Daha  sert bir şekilde, omzumla ittim. Radyoda, bu  saatte, benden  başka kimse  olmazdı. Cep telefonum yayın  odasındaydı. Geri  çekildim ,hızla ilerledim. bütün  gücümle kendimi  kapıya çarptım.

    Bekir  Abi  yerde  sırt  üstü  yatıyordu. Gözleri  açıktı ;  korktum. Bekir  Abi’yle  ilgilenmeliydim  bu  yüzden  şarkının sonuna  yetişemedim. Gittim; yayını  otomatiğe  ayarladım. Şarkılar peş  peşe  çalacaktı.

   Bir  bez  buldum, bezi  muslukta ıslattım  ; Bekir Abi ıslak  bezi eline  aldı ama  başına  koymadı. Ne  ambulansı  ne de kimseyi  aramamı  istedi  : Oğlunun  resim  ödevi  için  resim  kâğıdı  aramaya  çıkmış. Belediye  iş  hanının  önünden  geçerken  ışıkların  yandığını  görünce  sabahki  konuyu  yeniden  konuşayım,  demiş. Düşerken  başını basamaklara  veya  yere vurmuş  olabilirdi :

-Hangi  konuyu Bekir  Abi ?

-Sabahki  konuyu  Sercen…

-Sabahki  konu  derken…Anlamadım…

-Bizim  reklam konusu…

– Reklam mı ?..

-Tavuk  döner  reklamı  oğlum !.. Radyonuza para  vermedik mi  reklamımızı  yapın  diye…

   Radyoda  dönerci  reklamı yapılıp yapılmadığını  hatırlayamadım.  Tavuk  döner  reklamını  okuyuşumu  beğenmeyen  Bekir  Abi  sabah  uğramış,  reklamı  doğru  dürüst okumam konusunda beni uyarmış.

    Adama,  tavuk  dönerci  değil  tostçu  olduğunu söylesem mi  söylemesem mi  bilemedim.    Bekir  Abi  ile  eşi  Vildan  Abla’nın  şu  meşhur  tostçu  dükkânı,  okulun  arka  sokağındadır.  Arkadaşlarla  arada  uğrarız .  Sanayi  tostu çok  lezzetlidir. Acaba işleri  büyütüp  tavuk  dönerciliğe mi geçmişlerdi ? Bekir  Abi, geç  vakit  resim  kâğıdı  aramak  için kasabada  dolandığına  göre belki de içmişti.

Vildan’ın  günlüğünden…

                                                                                                                9  Ekim  2025

   Kocam belediye  iş  hanının  tuvalet  merdivenlerinden  düşmüş.  Radyocu Sercen,  onunla  ilgilenmiş . Bez  ıslatıp  başına koymuş. Dükkân,  önceki  günlere  göre daha  kalabalıktı.  Telefonla  arayıp   “Nerede  kaldın ?..”  diye sormasam  olan  bitenden  habersizdim.  Düşmenin  ardından  Bekir,  kendini  tavuk  dönerci  zannetmeye  başladı.  

    Evet, resim yapmayı  severim. Bazen  oğlanın  resim ödevlerini  yaparım. Bekir de  severdi  resim yapmayı  fakat o  saatte, oğlanın  ödevi  için  resim  kâğıdı  aramaya  gitmedi. Resim  kâğıdı arama  hikâyesi  nereden çıktı  anlamadım.  Hırdavatçı  arkadaşından elektrikli  matkap ödünç alacaktı ; Bekir , bunu  nasıl  hatırlamaz… Depodaki dolabı  duvara  sabitleyecekti.  Tostçuyu  açarken sadece el ilanları  dağıttık. Büyük  afişler bastırmadık,  radyoda reklamlar yaptırmadık ; hepsine gücümüz yetmezdi.  Hâlâ  ufak  tefek  tamirlerle biz  uğraşıyoruz.

     Bekir,  tostçu  dükkânımızı  ilk  kez  görüyor  gibiydi. Pembe  plastik  sandalyelere, mavi kırmızı ekose  desenli  dertsiz  masa  örtülerine, duvarları  kaplayan plastik sarmaşık yapraklarına  küçümseyerek   baktı . Duvarların  plastik  yapraklarla kaplı oluşuna  inanamıyorum,  dedi :

-Senin  tercihindi,  dedim.

-Benim  tercihim mi ?..

-Dükkânda  eskiden  beri duruyordu bu sarmaşık ; çıkarmayalım,  dedin. Hem  fazla  para  harcayamazdık.

– Eskiden  beri  mi ?

-Burası  eskiden de  tostçuydu  hayatım; biz  öğrenciydik ; sonra  kapandı. Başka  başka  şeyler  oldu ; bijuteri,  kuaför,  kafe … Kim  geldiyse sarmaşıklara dokunmadı.

     Doktora  görünmesinden   başka  çare olmadığına  karar  verdim. Gittik : Kocam,  geçici  bir  hafıza  kaybı  yaşıyormuş.

4

 Sercen’in  günlüğünden…

10  Ekim  2025

    Sevgili  Günlük;

    Vildan  Abla’yı  aradım. Bekir  Abi’nin  geçici  bir  hafıza  kaybı  yaşadığını  öğrenince çok  üzüldüm,  korktum , suçluluk   hissettim. Kapının  ardında biri  olduğunu bilsem  öyle yüklenmezdim,  asla  yüklenmezdim. Radyoda ,  akşam dokuzdan sonra   benden  başka  kimse  kalmazdı ki…

    Öğlen  radyoya  gitmeden,  geçmiş  olsuna  tostçuya   uğradım.  Oturacak  yer  yoktu. Son  günlerin  en  çok  dinlenen  şarkısı  “Damarlarımda  kan  kalmamış,  zavallı  kalbim  ne  yapsın.”  duyuluyordu. Kendini  tavuk  dönerci  zanneden Bekir  Abi’yi  tezgâhın gerisinde  tost  yaparken  buldum. Anlaşılan, geçici  hafıza  kaybı onun  tost  yapmasına  engel olmamıştı . Bekir  Abi, okulun  arkasındaki  bu  dökük ve   şirin  yerde tost  bastığını  unutmamıştı.  

       Peki,  ben  neyle  karşılaşacağımı  bekliyordum ? Tek kişilik  hastane  odasında  pijamalarıyla  yatağa oturmuş, boş  gözlerini  cama   dikmiş bir  Bekir  Abi  bekliyordum. “Sen  tavuk  dönerci  değilsin,  tostçusun…”  gerçeğini  dile  getirenleri şiddetle  reddeden  ve  sakinleştirici  iğnelerle zapt  edilebilen bir  Bekir  Abi  göreceğimi  düşünmüştüm.

– Hâlâ  kendini  tavuk  dönerci  zannediyor,  dedi  Vildan  Abla. Sözde  babamın  bize verdiği  çarşıdaki  dükkânda  tavuk  dönercilik  yapıyormuşuz. Doktor   ilaç da  yazmadı. Zaman  içinde  normale  dönecekmiş.

   Adam  düşerken  başını  çarptı ; hafızasını kaybetti. Şu  suçluluk  hissinden  kurtulmalıydım . Sabahtan  öğleye  kadar  tostçuda  çalışsam ;  en  azından  servise  yardım  ederim.  Maşallah,  tostçunun müşterisi bol. Vildan  Abla her şeye  yetişemiyor.  Kadıncağız  beni  yatıştırmaya  çalıştı :

-Üzülme,  iş  hanının  girişindeki  hırdavatçıyı bilirsin ;  Bekir’in  arkadaşıdır. Arkadaşından elektrikli  matkap ödünç  alacaktı  Bekir ; arkadaki  dolabı  duvara  sabitleyeceğiz. Bizimki  varıncaya  kadar adam   dükkânı kapatmış ,  gitmiş.  Kapatmış  ama  Bekir,  hani arkadaşım  içeridedir, hemen  gitmemiştir , diye  sağa  sola  bakınırken  tuvalet kapısından gelen sesi  duymuş. Gördün mü… Kendini  suçlayıp  durma…

Vildan’ın  günlüğünden…

                                                                                                          10  Ekim  2025

    Babam, bize çarşının göbeğindeki  dükkânını vermek istemişti. Okulun  arkalarında, harap yerde  ne  işiniz  olur , dedi. Bu  fikre  baştan  karşıydım. Orada,  ablam  Ferhan’la  kocası  Nedim  Abi’nin de hakları vardı.  Fakat  kayınpederinin teklifi  Bekir’in hoşuna  gitti.  Dönerci,  pideci, kebapçı açma   planları  yapıyordu. Acaba  bu  yüzden  mi aklı karıştı,  kendini tavuk  dönerci zannetmeye  başladı ?  Hastanedeki  doktora  bahsettim. Doktor  son  derece  ciddi,  epeyce  düşündü  düşündü  düşündü…

     Ben  bu  harap  yeri  seviyorum.  Bekir de  seviyor. Plastik  sarmaşıkları  bilerek  kaldırmadık. Altını  boyamak gerekecekti.  Boyaya  para vermeyelim,  dedik.

     Yaşadıklarımızı  etrafa duyurmadım. Ben,  oğlan , Sercen,  bir de hastanedeki doktor biliyor. Dedikodu kasabada  anında  yayılır : Sanayi  tostçusu  Bekir’in  kendini  tavuk  dönerci  zannettiği bir duyulursa artık  durmadan konuşurlar. Radyocu  gencin   yarım  gün  yanımızda çalışma önerisini bu  yüzden  kabul  ettim.  Kocamın ,  iyileşene  kadar göz  önünde  olmasını  istemiyorum.  Eleman  arama düşüncesi  epeydir kafamdaydı  zaten  : Sercen,  ağzı  sıkı görünüyor.

     Çocuktan  hoşlanmıyorsun,  dedim Bekir’e ; hangi  çocuk,  diye  sormadı.

-Fazla  kibar…

-Ne  var  bunda ?..

-Tavuk  döner  reklamını ,  şiir  okur  gibi okuyor.

– Vicdanı  rahatsız. Merdivenlerden  düşmene kendisinin sebep  olduğunu  düşünüyor. Yarım  gün  yanımızda  çalışmayı  bence  bu nedenle  istedi.

-Radyoda  işi  yok muydu ?

-Öğleye  kadar  burada  olacak ;  aynı  zamanda ketum… Kasabalı,  bire  bin  katmayı  sever, bilirsin…

    Kendini  tavuk dönerci zanneden  kocam, sucuk dilimlemeye  başladı. Hafızası  geri  gelmezse ne olacaktı ? Başka  doktor,  başka  hastane  araştırmalıydı. Onu  yalnız  bırakmaya  korkuyorum. Depoya  gitti.  Beş  dakika  geçti  geçmedi; kopan gümbürtüye  koştum: Vakit  bulup da  duvara  sabitleyemediğimiz dolap  Bekir’in  üzerine devrilmiş.

5

      Karım  beni  deli  zannediyor. Bakışlarından  anlıyorum. Vildan,  başıma  gelenleri  kimseler  duymadan  bir  an  evvel  iyileşeyim  derdinde…  Tezgâhta  tuz  kalmamış ;depoya  gittim.

     Tuza  uzanırken  dikkatimi  çekti ; dolabın  üzerindeydi. Neymiş   acaba ,  diye  aldım. Çerçeve  eskiydi,  tozluydu. Açılır  kapanır  sandalyede  kasımpatılar ; hiç  beklemiyordum. Kaçıncı  sınıftım, lise  yıllarımdan,  sene  sonu  sergisinden bir  parça… Hem de  çerçevelenmiş. Saklamışım, atmamışım ; resim  severdim, resim  çizmeyi ;  resim boyamayı severdim. Sulu boya, natürmort kasımpatıların  alt  köşesinde adım  yazıyor. Zordur  sulu  boya.

   Şimdiyse ben, kimsenin inanmadığı  Tavuk  Dönerci  Bekir ; duvarları, yıllanmış  plastik  sarmaşıklarla kaplı bu yerde  sanayi  tostunu gözüm  kapalı  yapabilirim.  Tavuklu,  beyaz  peynirli,  kaşarlı,  sucuklu  çeşit  çeşit  tostları dakikasında  basar ,  sıcak  sıcak  servis edebilirim . Mutlu muyum ?..  Evet… Sanırım… Hayır, duvarları  yıllanmış plastik  sarmaşıklarla kaplı bu  yerde mi  mutluyum ?.. Saçmalığın daniskası ;  delirdim mi  gerçekten ?..

   Açılır  kapanır  sandalyeye,  turuncu  ebruli  kasımpatılara  daldım. Dolabın dengesi  bozulmuş.  Dolap  sallanmaya  başlamış. Dolap ağır  ağır   devriliyor ;inanın fark  etmedim. Birden  dünyam  karardı.

6

     Gözlerimi   açtım.    “Damarlarımda  kan  kalmamış, zavallı  kalbim  ne  yapsın”  şarkısı  çalıyordu. Tostçu  dükkânında,  arkada, depoda  değildim .Ortada ne  sulu  boya  tablo,  ne de duvara  öylesine  dayanmış   dolap  vardı.  İyi misin  Abi…,  diye  üst  üste  sordu  Sercen. Belediye  iş  hanı  tuvaletinin  kaba,  beton  basamaklarının  dibindeydim. Sercen,   dehşetli bir  şaşkınlıkla  bakıyordu bana ; korkmuştu. Radyo  programına  ara  verdi. Gitti ;  yayını  otomatiğe  ayarladı. Şarkılar  peş  peşe  çalacaktı. Başıma  koymam  için  ıslak  bir  bez  buldu  geldi. Düşerken başımı mı   çarpmıştım  ?..  Ne  ambulansı  arattırdım  ne  de  kimseyi…

    Oğlana resim  kâğıdı bulmalıydım , radyonun  ışıklarını  görünce de uğrayıp reklam  konusunu  konuşayım,  dedim. Tuvalet  kapısından  gelen  sese  yöneldim. Kapının  birden açılıp  bana  çarpacağı,  merdivenden  yuvarlanacağım  aklıma  gelmezdi. Belediyenin iş  hanında,  o  saatte  ne  işim olabilirdi ?..  Sercen  bu  sefer  “Hangi  reklam  Bekir  Abi ?”  diye  sormadı ; ben “Tavuk döner  reklamı  oğlum !.. Tanıtım yapın  diye  para  vermedik mi radyonuza…” cevabını  vermedim. Etrafıma  baktım. Hayatım normale dönmüş müydü ?.. Yoksa  tuhaflık  sürüyor muydu ?..

     “Sen  şu  reklamı bir  okusana.”  dedim.

     Yayın  odasında,  eski  büro  koltuklarına karşılıklı oturmuştuk. Radyocu  genç,  reklamı  okusa mı  okumasa mı ; kararsızdı. Az  evvel  merdivenden yuvarlanmıştım.  Hastaneye  gitmek  en  doğrusu  olmaz mıydı ?

     Sercen’e   “Arkadaş , sen benim  neler  yaşadığımı  bilmiyorsun ;  okulun arkasındaki  dökük  yerde  sanayi  tostu yaptım ve   gerçekte  tavuk  dönerci  olduğuma  kimseyi   inandıramadım . Yaaa… Böyle  bir  deliliğin   içinden geliyorum. Merdivenden  yuvarlanmak  bu deliliğin  yanında  nedir ki,  bırak  doktoru  hastaneyi…”  demeyi  isterdim.  Demedim ; çünkü  radyocu  genç, duydukları  karşısında kesinlikle  aklımı  oynattığım  sonucuna varır  ve   beni  apar  topar  hastaneye  götürürdü :

-Oku  oku, dinliyorum…   

-Epeyce  çalıştım  Abi ; yüksek  sesle  prova  ettim.  Özellikle  de “Çok  yakınız,  halk  eğitim  merkezinin  çaprazında,  köşedeyiz…” cümlesini defalarca tekrarladım…

-…Halk  eğitim merkezinin  çaprazında mıyız ?..

    Sercen  o kadar  heyecanlıydı ki  dediğimi   duymadı  bile. Halk eğitim  merkezinin  çaprazındaysak demek  normale  dönmüştüm. Ben,  Tavuk  Dönerci  Bekir ;  halk eğitim  merkezinin  çaprazında,  kayınpederimin  dükkânında, tavuk  dönerciyim. Banka  kredisinin  ödemeleri zorluyor,  bacanak kira  istiyor, işler de istediğimiz gibi değil  ;  çok  şükür…   

– Prova yapa  yapa   ezberledim  zaten… Halk  eğitim  merkezinin  çaprazında,  köşedeyiz… Menümüzü mutlaka  deneyin. Tavuk  dürüm,  tavuk  servis,  tavuk  İskender,  tavuk  beyti, turşu  çeşitleri, sütlü  tatlılar… Tadına  doyamayacak,  yine yine yine  gelmek  isteyeceksiniz !

      Saat   neredeyse  gece  vakti ; belediye  iş  hanında,  yerel  radyoda, canla  başla  tavuk  döner  reklamı  okuyan radyocu  genci  dinledim.  Aslında  okuyuşunda değişen  pek  bir şey yoktu.  Ne  yaparsa  yapsın  yapış  yapış  kibarlıktan  kurtulamıyordu.  Sercen’e  acıdım  birden.  Başıma  koymam  için  getirdiği  ıslak  bez  bile  acınasıydı,  zavallıydı…  

– Güzel…Beğendim…,  dedim.

-Beğendin mi  gerçekten  Bekir  Abi ?

-Evet, beğendim…

-Beğendin  fakat  reklamları  başkası  okuyacak galiba…

-Başkası  okuyacak,  ne  demek ?

-Haklısınız ; okuyuşum,  tavuk  döner  reklamı  için fazla  kibar kaçıyor. Yerime birini  arıyorlar .

-Çıkardılar mı  seni  yoksa ?.. O zaman ne  diye çalıştın tavuk  döner reklamına  ?

-Hâlâ  reklamlar bende  Bekir  Abi ; yerime geçecek  biri  bulunana  kadar…

-Seni  radyodan  çıkaracaklar mı Sercen  ?..

7

      Ankara ve Kayseri  arasında  bir  yerlerde   Tavuk  Dönerci  Bekir, hayatının  normale dönmesine  sevinip  sevinmediğini  tam  olarak  bilemedi. Bilmediği  daha  pek  çok  şey  vardı. Karısı  Vildan’ın ,  yerel  radyocu  Sercen’in   günlük  tutup  tutmadığını  bilmiyordu. Okulun  arka  sokağındaki  salaş  dükkânın  duvarlarını  plastik  sarmaşıkların  kaplayıp  kaplamadığını bilmiyordu.  Sulu boya  natürmort resmin nerede olduğunu  ve  Sercen’e niye gıcık  olduğunu  bilmiyordu. Belediye  iş  hanından  çıktı.

    Arabasını  okulun  arkasına,  karanlık  sokağa  sürdü.  Salaş  dükkân  ürkütücüydü  ;arabayı  durdurdu;  dükkânın camlarından içeriyi  görebilmeyi  aklından  geçirdiyse  de tanıdık birine  rastlamaktan  çekindi.   

    Yan  taraftaki  koltukta  duran  resim  kâğıdına  baktı Bekir.  Radyocu  gencin  işsiz kalmasından  rahatsızlık  duydu. Koltuktaki  resim  kâğıdı,  Bekir’in  içini  sızlattı. Kendini  bu  çocuğa  borçlu  hissediyordu. Hafızasını kaybettiğinde,  tostçuya  gelip  yarım  gün  onlara  yardım  etmeyecek miydi ?..

    Tavuk  Dönerci  Bekir’i  bir  gülme  aldı ;  güldü,  güldü,  kahkahalarla  güldü… Kendini  tavuk  dönerci  zanneden  sanayi  tostçusu  Bekir’e  güldü…Sercen  suçluluk duyuyordu. Tuvaletin  kapısının  hızla  açılmasına,  kapının  Bekir’e  çarpmasına ve Bekir’in  kendini  tavuk  dönerci  zannetmesine  neden  olmuştu. Sercen  yarım  günlüğüne  tostçuda  onlara  yardım edecekti. Bekir  güldü,  güldü… Telefonu  çaldı:  

-Hâlâ  resim  kâğıdı mı  arıyorsun ?

-Yoldayım,  geliyorum  hayatım…

-Sen  gülüyor musun ?

– Gülüyorum…

-Neye  gülüyorsun  Bekir ?

-Ya  boşver,  geliyorum ;  resim kâğıdını da buldum…

-Aaa…Bu  saatte…

-Sercen   sağ olsun…

-Sercen mi  sağ  olsun ? İçtin mi sen ?

-Hayır,  içmedim…

-Ay  alemsin  Bekir ;  radyocuya  sinirlenip  evden  çıkıyorsun,  şimdi de  kalkmış “Sercen  sağ olsun !”   diyorsun,  öte  yandan gülüyorsun…

-Kız  arkadaşı  resim  bölümündeymiş,  resim  dosyasını  radyoda  unutmuş ;  şanslıyız  anlayacağın…

-Sercen’in  kız  arkadaşı mı  varmış ?

-Ayrılmışlar ; bu  arada , çocuğu  radyodan  çıkaracaklar gibi…

-Kız ,  kasabadan mı ?

-Yarın, radyodakilerle bir  görüşeyim  diyorum ; o  kadar da kötü  sayılmaz,  kibar  mibar, olsun ; işini  seviyor…

-Kız,  kasabadan mı ,  diyorum…

-Borçlu  kalmak  istemem Sercen’e…

-Sercen’e  neden  borçlu  kalacakmışsın ki ?..

-Sabah,  bizim  reklam  yüzünden biraz  sert  konuştum…  Çalışmış ama  kerata; benden  sıkıyı  yiyince  kendi  kendine  prova  yapmış…

-Hiçbir şey  anlamadım… Demek  kız  arkadaşı  varmış… Ben de kira  meselesini  konuşmak  için Nedim Abi’ye  gittin sandım … 

  Bekir,  salaş ve  harap  dükkâna  baktı .  “ Yok,  gitmedim  Nedim  Abi’ye…Haklılar ne de  olsa…”   dedi.  Vildan,  Bekir’in söylediklerini  tam  olarak  duyamadı . Çünkü  radyoda son  günlerin  en   sevilen  şarkısı  Damarlarımda  kan kalmamış,  zavallı  kalbim  ne  yapsın”  çalıyordu.

   Karısı “Bu  saatte  nereden  bulacaksın  resim  kâğıdını…”   diye  arkasından  seslenmişti  ama  Tavuk  Dönerci  Bekir,  resim kâğıdını  buldu. Kontağı  çevirdi, arabayı  çalıştırdı;  kasabanın  karanlık  sokaklarından  geçerek  evine  gitti.

                                                                                                        ESİN   BAYRAKTAR

                                                                                                            ANKARA/2026


Yorum bırakın