EVİN ATI SATILMADAN ÖNCE

EVİN  ATI  SATILMADAN ÖNCE

    Şimdi  anlatacaklarım evin  atı  satılmadan  önceydi.  Yaz  sıcaklarında  bostanlar  gece  sulanırdı. Uykunun  tam  ortasında  su  nöbetine  kalkılırdı. Suyu  kaçırmamak  gerek. O da su  nöbetine  tek  başına kalkar . Niye  tek  başına ? Savaş  yılları… Dul  kaldığında  yirmi  dört  yaşındaymış.  : İki  çocuğa,  kayınvalideye,  kayınvalidenin  kayınvalidesine bakacak.  Kayınvalide, kayınvalidenin kayınvalidesi  onun evlenip gideceğinden  korkarlarmış. İsteyeni de  var üstelik.

    Suyu  kaçırmamak  gerek… Sebzeler,  meyveler,  asmalar  su  ister. Gece  zifirî  karanlık. Gemici  feneri  gaz  lambası  ışığında  bel  küreğinin  sapını  tutar ;  Allah  korusun  gelse  biri,  yaklaşsa  karanlıkta… Gencecik kadın ; tatlı uykusunu  böler, suyu  bekler.

   Evin  atı  satılmamıştır. Kızı  evlenir.  Damadın  kiraz  bahçesi  kasabanın  üç  kilometre  dışında. Damadın  ailesi  kalabalık ;  yazı  kiraz  bahçesindeki bağ  evinde  geçirirler. İşleri  güçleri hiç  bitmez.  Üç  kilometrelik  bir  mesafeden söz  ediyoruz. İnternete  baktım: Arabaya, otobüse,  taksiye  göre  hesapladı. Kadın  o  sırada  elli  yaşında  ya  var  ya  yok…Kadın biner  ata,  çıkar  yola ; kızını,  damadını,  torunlarını  görmeye gider. Bazı  günler yürür. Giderken  yürür,  dönerken  yürür. Toplamda  altı  kilometrelik yol… Döndükten  sonra da  kuyudan  çektiği  buz  gibi  suyla  yıkar  bacaklarını.

    At  satılınca  yerine cip aldılar. Ama  çok  sonra olur ; torunları vardır  artık. Doru  at  gitti,  yerine  cip  geldi. Cip  daha  çok  iş  görecek ; arkaya üstü  açık  römork  taktılar. Daha çok  yük  taşınacak. Doru  atın  bir  fotoğrafı  yok. Cipin,  römorkun  fotoğrafı  var doru  atın fotoğrafı  yok. Keşke kadın  atın  sırtındayken  çekilmiş  bir  fotoğrafı  olsaydı. Tabii,  böyle  bir  fotoğraf için kasabanın  fotoğrafçısını  çağırmak icap  edecekti. Dul  bir  kadın  için olanaksız  işler  bunlar… At  satılınca  kadın, üç kilometreyi  hep  yürüdü.

      Ata  binip de kızını,  torunlarını yokladığı günlerden  birinde  ahbabı bir  kadını  terkisine  almış ; kadın da  kasabaya  dönüyormuş. Ne güzel,  yol  arkadaşlığı ederler.  Çene  çala  çala giderlerken  ahbap hanım,  sen  düş !  Bizimki, arkasındaki  yolcunun düştüğünün farkında  değil. Bir  ses, bir  inleme,  bir  bağırma filan da  duyulmamış. Eh, uçsuz  bucaksız  ekin  tarlaları ;  kimse  duymamış,  kimse  görmemiş. Oturduğu yerden  yuvarlanıp giden  kadın hafifçe   toparlakmış. Yuvarlandığı  yerden  seslenememiş garibim, kalakalmış öylece . Kim bilir ne  zaman anlaşıldı  düştüğü… Öbürü de dünyadan  habersiz ,  konuşa  konuşa yola  devam  edermiş…

    Su  nöbetine  kalktığı  gecelerden  birinde de  uzaklardan gelen  ışığın, koyu  karanlığı aydınlattığını  fark  etmiş. Göz  gözü  görmez  karanlık  gökyüzünde bir ışık belirmiş. Korkmuş,  heyecanlanmış ; gök  kapısı  zannetmiş  ışığı. İşte,  bütün  duaların  kabul  olduğu  andır. Şükrediyormuş. Her  kula  nasip olmayacak  şey çıkmış  karşısına. Başlamış dua  etmeye ;  gök  kapısı  kapanmadan sıralamalı  dualarını.  Meğer  bağ  komşularından  birinin ev  kapısı  açık  unutulmuş. İçerideki  ışık, projektör  gibi yayılmış zifirî gökyüzüne.

      Kaç  yıl  önceydi  ; Mars’ın Dünya’ya  en  yakın  olduğu  günlerde insanların bu tabiat  olayını  kaçırmamak  ve  keyifle izlemek için  açık  alanlarda  semaver  yakıp  çay  demlediklerini  hatırlıyorum. İki  kadının  at  sırtında konuşa  konuşa gittiği zamanlarda  Mars Dünya’ya mı  yaklaşmış,  Dünya’dan mı  uzaklaşmış kimin  umurundaydı  ya da bu olaydan kaç  kişinin haberi  vardı ?..  İn  cin  top oynuyordu  etrafta.  Üzerinden  neredeyse  doksan  yıl  geçti.

    Atın  arkasından düşüp  yuvarlanan  kadıncağızı  merak  ettim.  Bilen  yoktu. Kahkahalarla gülerek  “…Herhalde geri dönüp bulmuştur ahbabını, tarlaların  ortasında bırakacak hâli yok…”  dediler. Ama yine de  merak ettim,  zavallıcığın  koluna,  bacağına bir  şey  oldu mu,  diye…

                                                                                                          ESİN  BAYRAKTAR

                                                                                                                ANKARA/2026


Yorum bırakın