KIRK ÜÇ YIL

KIRK ÜÇ  YIL

    Hamide  “Rahmetli  şimdi  burada  olsaydı, tanımadığım  bir  erkekle , evde  böyle karşılıklı  oturduğumu görseydi…”  dedi ve  hafifçe  kırıttı.

    Dedektif  Üstün  Umar,  tepsiye  kat  kat yaydığı  yufkaları  yağlayan kadına  şüpheyle  baktı. Hamide  kısa  boyluydu,  tombuldu,  başı  yemeniliydi.  Sedat  Görgülü’yü evliliklerinin başında, nedense  birkaç  kez  terk  etmiş,  birkaç  kez de  pısırık,  beceriksiz  kocasına  geri dönüvermişti.

    Cinayet  Masası  Dedektifi  Üstün  Umar,  mutfak  masasının kenarında,  taburedeydi. Buraya geliş  nedenini   kadına  hatırlatmak  istedi. Hanımefendi,  Sedat  Görgülü  cinayetini  araştırıyoruz.  Hem   dikkatinizi  çekerim,  karşılıklı  oturmuyoruz. Siz  ayaktasınız. Su  böreği  yapıyorsunuz. Yarın  kocanızın  yedisiymiş … Konu  komşuyu çağıracakmışsınız… Dedektif  bunları  düşündü  ama  düşündüklerini  söylemekten  vazgeçti. Hamide  üçüncü  yufkayı önce  sıcak  suda  haşladı  ardından buzlu  suyla  dolu kaba yavaşça bıraktı . Metal kaşık  kullanıyordu. “ Su  böreğini de  pek  severdi  rahmetli…”  diye  kendi  kendine  konuştu.   

  • Kocanızın,  arkadaki  eski  kömürlükte  ne  işi  vardı ?
  • Emekli oldu ya… Bir  şeylerle  uğraşıyordu kömürlükte.  
  • Keçiören’deki  daireden  ne  zaman  haberiniz  oldu  ?
  • Kiracı  aradı  başsağlığına… Kadın, yazdan beri parasız  oturuyormuş . Bisikleti  var kömürlükte.
  • Kimin bisikleti,  kadının mı ?
  • Sedat’ın… Gençliğinde  meraklıymış bisiklete  binmeye ; paslı,  dökük bir  şey.  İnerdi, pis yerde sağını  solunu kurcalardı… Hırsız  dadandıydı kömürlüklere,  kırmadık  kilit  bırakmadı… Kim  ne  yapsın senin  hurda  bisikletini…
  • Siz  neredeydiniz  o  sırada ?
  • Hangi  sırada ?
  • Cinayetin işlendiği  sırada.

        Hamide,  diğer  kaptan  peynirli  harç  aldı.  Peynirli  harcı, yaydığı  yufkanın  üzerine  parmaklarıyla  serpti. Kocası  kömürlükte  bisikletle  uğraşırken kendisinin  nerede  olduğunu söyleyecekti  herhalde:

  • Altın günündeydim.
  • Altın  gününe geç gitmişsiniz  ama ; soruşturmada öğrendik.
  •  Kuyumcuya uğradım,  altın  aldım… Amaaan… Saklarsa  saklasın ; yuva  kadar  ev,  ne  işe yarayacaksa… 
  • Keçiören’deki  evden bahsediyorsunuz yanılmıyorsam…
  • Kötü  niyetli  olmayacaksın şu  dünyada. Tavanları  akmış  hem… Onartmaya kalksan ev  parası  gider. Bak  sakladı da  ne  oldu ; sonunda  çıktı ortaya.

    Kadın  birden  durdu. Haşlamak  üzere  eline  aldığı  yufkayla Üstün  Umar’a  baktı. Şu  polis,  onun  Keçiören’deki  evi  önceden  gördüğünü  anlamış mıydı  acaba ?.. Maalesef iş  işten  geçmiş,  Cinayet  Masası  Dedektifi  Üstün  Umar  Hamide’nin Keçiören’deki  evi  bildiğini  çoktan  anlamıştı.

     Kendimi çok  beğenirim,  dedi  Hamide. Rahmetliyle  evlendik. Bana  göre  değildi.  Hayallerimde başka başka  hayatlar  vardı ;  başka  başka giyim  kuşamlar,  güzeldim  ben… Kaşım,  gözüm,  saçım  güzeldi…Bu  hâlim  aldatmasın  sizi… Çoluk  çocuk da  olmadı ; kısmet  değilmiş. Yürüttük  bugüne  kadar.  Gitsem  nereye… Maaşım yok ki… Baktım  anama  babama,  yengemlere hizmetçi olacağım… Ya  Sedat’ tan  daha  iyisini de bulamazsam…

-Kiracıyı tanıyor musunuz ?

-Nereden  tanıyayım  kadını ?

-Kadın  olduğunu  biliyorsunuz  ama…

-Başsağlığına aradı ya…

-Kızgın  değilsiniz  o  zaman ?

-Kime ?  Kadına mı ?

-Hayır,  Sedat  Görgülü’ye ;  kocanıza…

-Niye  kızayım ?

-Teyzesinden  miras  kalan  evi  sizden  sakladığı için…Size  güvenmiyordu galiba. Çekip  giderdiniz. Boşanma davası açardınız. Malında  mülkünde  hak  iddia  ederdiniz.

-Malı  mülkü mü ? Ayol,  ölenin arkasından konuşulmaz  ;  mal  mülk  sahibi  olacak  adam değildi Sedat. Baksanıza  kadından  aylardır  kira  almıyormuş. Bedava… Oh ne  âlâ…

-Yalan söylüyorsunuz,  dedi Dedektif.

– Vallahi  billahi…  Kadının  parasız  oturduğunu  dünya  alem  biliyormuş…

-Ondan  bahsetmiyorum ;  altın  almayı  unuttuğunuz  için kuyumcuya uğrama yalanından  bahsediyorum. Kuyumcuyla da konuştuk…

-…

-Sedat  Görgülü,  arkadaki  eski  kömürlükte,  bisikletin  paslı  kısımlarını  tel  fırça  ile zımparalıyordu. Biri  geldi.

   Hamide  birden  atladı:

-Hayır… Ben  değilim…

-Sizsiniz  demedim  zaten  fakat  kim  olduğunu  biliyorsunuz.

    Kadın  hâlâ  yufka  haşlıyordu.

-…

– Altın  gününe  gidiyordunuz ;  eve  neden döndünüz ?     

-…

    Bundan  kırk  üç  yıl  önce,  ilkokul  öğretmeni  pısırık,  beceriksiz  Sedat  Görgülü’ye   çok  uzaktaki  teyzesinden,  Keçiören’de  iki  oda,  salomanje,  sobalı bir  daire  miras düştü. Kapının  zili  çaldı.  Adam heyecanlandı ; belki de karısı Hamide , yine pişman olup  geri dönmüştü.  Hayır,  postacıydı  gelen. İki oda,  salomanje,  sobalı  dairenin miras  haberini  taşıyan  zarfı  getirdi. Soğuk bir  şubat ikindisiydi. Sedat  Görgülü,  zarfı  antrede  açtı. Mirası öğrendi. Öğrendikten  sonra  gitti,  ocağa çay  koydu. Sonra da   matematik  yazılı  yoklama  kâğıtlarını  okumaya  kaldığı  yerden  devam  etti. Soru  beş : Bakkaldan  alınan tahin  helvası dörde bölünür. Her  parçanın  bilmem  ne  kadarı  yenir. Geriye  kalanı  bulun. Pısırık,  beceriksiz  ilkokul  öğretmeni Sedat  Görgülü,  çok  uzaktaki  teyzesinden  düşen  mirası  bir  yıllık  karısından  sakladı.

    Hamide,  altın  gününe  götüreceği  altını evde  unuttuğu  için geri  döndü. En kötüsü  evin anahtarlarını da  unutmuştu. Neyse ki  kocası  kömürlükteydi.  Belki  bulurum ümidiyle  çantasını  karıştıra  karıştıra  arkaya  yürüdü. Kocasının  sesini  duydu. Kimle  konuşuyordu ?.. Yumuşak,  sıcacık  bir  ses… Gülmeler filan… “Baaak  seeen…  Dur  ben  geleyim  de  ayrıntıları  senden  dinleyeyim…”  gibi şeyler söylüyor adam. Genç  bir  kızken  giydiği  kırmızı  ekose  etek,  ceket takımını  hatırladı Hamide.  Herkesten  farklıydı,  farklı  olmaktan  mutluydu.  Çaresizdi ;  Sedat  Görgülü’yü  kırk üç yıl  sonra  terk  edemezdi artık. İki  oda,  salomanje,  sobalı  apartman  dairesini  ondan  saklasa  bile terk  edemezdi. Kiracı  kadından  kira  almasa bile…  Kocası,  telefonun  diğer  ucundakiyle   konuşmaya  devam  ediyordu. Hamide  son  olarak  Sedat  Görgülü’nün  ağzını  yayarak  gülüşünü ,  “Gelirken  ne  getireyim güzelim …”  sözünü  hatırladı.

    Kömürlükten  çıktı. Üstünü  başını  düzeltti. Kömürlüğün  tozu,  pisliği bulaşmış mı  diye  kollarına,  eteğine  baktı. Parmaklarına bulaşan  pası yıkaması  gerekiyordu. Üçüncü  kata  çıktı.  Altını  ve  kendi  anahtarlarını  portmantonun  üzerinde bırakmıştı. Nasıl  göründüğüne  boy  aynasında  yeniden  baktı. Kumaştaki pas lekesi kolay  kolay  temizlenmezdi.  Seyranbağları’ndaki   apartmandan  epeyce  uzaklaştı. Dolmuşa  bindi. Dolmuştan  indi.  Sedat Görgülü’nün  ev  anahtarlarını,  karşısına  çıkan belediye  çöp  torbalarından  birine  attı. Sonra da  altın  gününe gitti.

    Hamide,  su  böreğini  gözü  kapalı  yapardı. Altın  gününe  giderken  eve  ne  diye döndüğünü düşünüyordu. Taburede  oturan  şu  polis,  nasılsa öğrenecekti her şeyi…Su  böreği  yapmaya  devam  etti,   çünkü rahmetli  kocası  su  böreğini  çok  severdi. 

                                                                                       ESİN   BAYRAKTAR

                                                                                         ANKARA/2026


Yorum bırakın