Ankara’nın belki son kokteyl, dans salonu kapanmak üzereydi. Kapanmanın nedenlerinden biri , gürültüydü. Salon her ne kadar binanın bodrum katında olsa da müzik başladığında bunun işe yaramadığı anlaşılıyordu. Apartman sakinleri durumdan hoşnut değillerdi. Allah var, aşağı inip “…lütfen müziğin sesini kısar mısınız…” gibilerinden uyarılarda bulunmadılar, bağırıp çağırmadılar. Eğlenceler, danslar, nişanlar, kutlamalar bittikten sonra gelip kibarca konuştular. Şu an Leyla, telefondaki alacaklıyla işte böyle kibarca konuşuyordu:
“… İnanın tamamen çıkmış aklımdan. Ben nasıl unutmuşum… Kusuruma bakmayın…Şimdi elemanımı çağırıyorum… Utkuuuu… , sen burayı bekle, ben bankaya kadar gidip geleyim… Ay , atlamışım… Bugünlerde çok yoğunuz, arka arkaya davet ve sonra nişan, yarın kına gecesi organizasyonu… Ama ödemenizi hemen yapacağım. Utku, çantamı getirir misin içeriden… “
Leyla, alacaklının telefonuna on dakika içinde bir tiyatro kurgusuyla cevap verirken Amatör Fotoğrafçı Jale Demiray, elindeki kartvizitte yazılı adresi buldu fakat apartmanın yan tarafından inilen bakımsız merdivenlerden korktu. “Kokteyl, dans salonu girişi herhalde burası olamaz…” diye basamaklarda kalakaldı.
Kapanmanın nedenlerinden diğeriyse Leyla’nın ticaretten anlamamasıydı. Utku adında bir elemanı var mıydı ? Evet vardı ama çalışanların hepsine yol verdiklerinden Utku’yu ancak iş çıktığında çağırıyorlardı. Leyla tam “… Utku, çantamı getirir misin içeriden…” cümlesini bitirip de yüzünü pencereden odaya çevirdiğinde kapıda dikilen amatör fotoğrafçı Jale Demiray ile karşı karşıya geldi; Jale Demiray’ı icra memuru zannetti. Çünkü eşi Fikret “İcra memurları her an kapımıza dayanır…” demişti. Aslına bakılırsa Leyla , daha önce icra memuru görmemişti. İcra memurlarının nasıl geldiklerini, ne yaptıklarını biraz internetten araştırmıştı. Zile basıyorlarmış, kapı açılmazsa çilingire haber veriyorlarmış. Düşündü: Çilingir kilidi kıracak, kilit kırılırsa yaptırmak için para gerekecek. Halbuki paraya ihtiyaçları var. Ödeyemediği borçlara bir de kilit masrafı eklenmesin. Leyla “ Kadın, telefonda rol yaptığımı anladı mı acaba ?..” diye düşündü. Üstelik “…Utku çantamı getirir misin…” derken eliyle, çantanın bulunduğu yeri işaret etmişti. Fotoğrafçı kadın, içeriden çantayı getirmesi söylenen Utku’yu görmek için arkasına baktı; loş salonda kimse yok gibiydi.
İcra memurlarının her an kapıya dayanacağına kesin gözüyle bakan Fikret sabah masaları, sandalyeleri saklamayı teklif etmişti. Leyla kabul etmedi. Ya bir müşteri gelirse ; boş salonu mu gösterecekti. Hem nereye saklanacak onca sandalye, masa… Ben bulacağım bir yolunu, dedi Fikret ; çıktı gitti.
Leyla, fotoğrafçı kadının salonu beğenmediğini anladı. Telefondaki konuşmadan onu deli zannetmiş olabilirdi. Ödemeyi biraz daha nasıl geciktirebilirim telaşıyla olmuştu her şey. Odada duvara dayalı masadaki elektrikli çaydanlığın sağını solunu karıştırdı. Sanki çay demleyecekmiş, kahve yapacakmış gibi odada gezindi, çekmecelere filan baktı.
Amatör Fotoğrafçı Jale Demiray cep telefonuyla kapı fotoğrafları çekmeyi severdi. Kapı fotoğrafları çekmeyi sevdiğini Safranbolu’ya yapılan gezide fark etti; bu ilginç koleksiyonun ilki, üzerinde iki demir halka olan ahşap, eski bir kapının fotoğrafıydı. Kadın kurslara gitmedi, derneklere üye olmadı. Kendi kendini geliştirdi. Çektiği kareler değişti ama kapı fotoğrafları teması aynı kaldı. Eğer Jale Demiray, kapı fotoğrafları sergisini burada açsaydı Ankara’nın belki son kokteyl, dans salonu kapanmayabilirdi.
Jale Demiray , kavak ağaçlarının sıralandığı sokaktan çıktı. Kuğulu Park’a doğru yürüdü. Salonun kartını veren bankacı komşusundan bahsetmeyerek iyi yaptığını düşündü. Ortak tanıdık yüzünden “ Olur…” diyebilirdi. Çay ikram edelim, kahve ikram edelim dedi durdu. Telefonda kimle konuşuyorsa artık ; çantamı getir, diye seslendi ; ne gelen var ne giden…Kocasıyla kızı heveslendirmişti onu fakat o kadar parayı da sergi için şu dökük yere savuramazdı. Hangi zamandayız ?.. Sizin kokteyl, dans salonunuzu sevsinler… Kavşakta yeşil yandı.
Fikret, arkadaşından ödünç aldığı kamyonetle Kuğulu Kavşağı’nda yeşilin yanmasını bekliyordu. Masaların, sandalyelerin kamyonete taşınması, yüklenmesi için Utku’yu aradı. Utku geldiğinde fotoğrafçı kadın çoktan gitmişti. Utku erken gelseydi Leyla delikanlıyı çay ya da kahve almaya yan binadaki pastaneye gönderirdi. Jale Demiray Kuğulu Kavşağı’ndan karşıya geçerken yeşilin yanmasını bekleyen Fikret, kamyonete yüklenecek masaları, sandalyeleri nereye götüreceğini henüz bilmiyordu.
ESİN BAYRAKTAR
ANKARA/2026