YILBAŞI AĞACI

YILBAŞI  AĞACI

     Bundan  kırk  yıl  önce ona,  ne  yapmak  istediğini  sorsalardı  hiç  tereddüt  etmeden  “Vitrin  düzenlemek  isterim…”  cevabını  verirdi. “Ama,  senin  dükkânın  vitrini  yok…”  deseler bile  cevabı  değişmeyecekti. Aslında  üç  metrekarelik   dükkânın gerçekten vitrini  yoktu. En  kötüsü, vitrin  yapılabilecek camı penceresi de   yoktu. Ayakkabı  tamircisinden  kalan  yan  taraftaki  yeri  zamanında kapsaydı ; üstelik  mal  sahibi  ilk  ona  söylemişti  satılığa  çıkardığını . Eğer bu  yeri  alsaydı Kaya  Usta , oraya  taşınır  ve  yeni  dükkânının   geniş   vitrinini  yeni  yıla  yakışır  bir  şekilde çoktan  düzenlemiş olurdu.  Nasıl mı ?.. Anlatayım :

    Türlü  elektrik  alet  edevatı,  ıvırı zıvırı  arasına  yılbaşı  ağacını kondurur,  ışıkları  kullanarak hafif  hafif  kar  bile  yağdırırdı. Becerikliydi;  ayrıca  vitrine  bakıldığında,  ağacın  altında  duran “Yılbaşı  ağaçlarınız  itinayla  süslenir.”  yazısı  okunurdu.

    Yanmayan  avizeler, değişmesi  gereken  elektrik  düğmeleri,  artık  iş  görmeyen  prizler,  hatta  apartmanların  çalışmayan  otomatları  için  mahalleden  Kaya  Usta’nın  dükkânına gelen  giden  eksik  olmazdı . Gelenlerin  gidenlerin  içinden  kimse  ondan  bir  yılbaşı  ağacını  süslemesini  istemedi. İstemedi  çünkü bizim  usta  şimdiye  kadar,  dükkân  kapısının camına   “Yılbaşı  ağaçlarınız  itinayla süslenir.”   yazısı  veya   tabelası  asmadı ki mahallenin  haberi  olsun…  Aklından  geçirdi mi  peki ?.. Evet, aklından  geçirdi. Düşündüklerini  birileriyle  paylaştı mı ?.. Hayır,  paylaşmadı. Diyelim paylaştı,  mahallenin  haberi  oldu ; orta  halli  bu  mahallede, kim evine  yılbaşı  ağacı alır  da  aldığı  ağacı  süsletmeye para  harcardı  acaba ?..  

    “Ustanın  dükkânı  nerede ?”  diyeceksiniz şimdi ?  Banliyo  Tren  İstasyonu’na yakındır.  Müslüman  mahallesinde  salyangoz  satmak mı olurdu  ?  Bilemeyiz ; yan taraftaki  boş  yeri  alamazdı;  parası  yoktu. Sonuçta,  hap  kadar  dükkândan  çıkamadı. Evlendi,  bir  kızı,  bir  oğlu oldu. “Yılbaşı  ağaçlarınız  itinayla  süslenir.” işine  hiç  kalkışmadı Kaya  Usta . Süsleyebilir miydi ?.. Hem bir   süslerdi ki ;   yanıp  sönen  ışıklarla, renkli  yıldızlarla  donatırdı  ağacı ; hayranlıkla bakardı  herkes.

    Her  yeni  yıldaki  gibi  dükkânın  giriş kapısını  ışıklarla  çevirdi.  Yavaş yavaş  başlayıp  sonra  biraz  hızlanan ,  daha  sonra  biraz  daha  hızlanan , en  sonunda  hızlı  hızlı  yanıp  sönen ve aynı  döngüyü  sürekli  tekrar eden ışıklı  kabloyu  taktı.  Mahalle  elektrikçisi  olmadan  önce,  caddedeki  mobilya  mağazasının  vitrinini  düzenlemişti  Kaya  Usta : Bordo  kadife  döşeli koltuk  takımı, ferforje ayaklı  sehpalar, büyük  sehpada  porselen  çay  takımı, sayfaları  açık  bırakılmış  dergiler  ve pikapta  durmadan  dönen  plak… “Vitrin  düzenleme”  diye  bir  meslek var mı  yok mu  bilmeden  hep  yapmak  istediği işti. Işıkları,  renkli  ampulleri   seviyordu. Evlendiğinde  evin  antresini yanıp  sönen ışıklarla süsledi. Karısı  başta  ses  çıkarmadı ;  beğenmiş göründü. Ama  bir  zaman  sonra evlerine  gelen  akrabaları,  eşi  dostu,  aileyi bahane  ederek ışıkların saçmalığını,  gereksizliğini  söyleyiverdi.

    Usta,  kabası  bitmiş  inşaatın  birinci  katındaki  yılbaşı  ağacını  iki gün  önce  fark  etti. Çok hoşuna  gitti.  Plastik  ağacın  dallarından  renkli  krepon kâğıtları sarkıyordu. Krepon  kâğıtlarının  aralarına  yaldızlı  şeritler serpiştirilmişti. Kimin  tarafından getirildiği  bilinmeyen  ağaç  duvarsız  salonda,  henüz  yapılmamış  pencerenin yanındaydı.

    Televizyon  kanalları,  dünyada,  yeni  yıla  ilk  giren  ülkelerdeki  eğlenceleri  , havai  fişek  gösterilerini  yayınlarken  işçiler, kaba  inşaatın  birinci  katına  taşıdıkları  ağacı bir  süre  seyrettiler.  Karton  bardaktaki  çayları  içtiler,  yine  seyrettiler.  Tamam,  sağ olsun  müteahhit,  koca  plastik  ağacı  kucaklamış  getirmişti,  yanında  koca  bir  kutu  kuru  pastayla… Ama  işin  doğrusu,  ışıklar  ayrı  bir  hava  katmıştı ağaca . Değil mi  ya… İlerideki  yaşlı  elektrikçiye  koşup  ışıklı  kablo  almakla  ne  iyi  bir  iş yaptıklarını konuşup  durdular. Tam da  dükkânı  kapatıyordu  adam. Kuru  pastaları  bir  lokmada  ağızlarına  attılar, telefondan  müzik  açtılar, güldüler,  hava  soğuktu, konteynere  döndüler.

     Kaya  Usta’ya ,  dünyada  yeni  yıla  ilk  giren  ülkenin  hangi  ülke   olduğunu  sorsanız   doğru  cevap verirdi.  Meraklıydı böyle  şeylere  ;  bir de  vitrin  düzenlemeye meraklıydı.  Oğlu,  elma  portakal  dolu  market  torbasıyla  eve  yürüyen  babasını   yoldan  arabayla  aldı. Araba  caddeye  saptı. Kaya  Usta ,   inşaat  işçilerinin  süslediği  ağacın  son  hâlini  göremedi.

     Baba  oğul  uzaklaştılar. Konteynerdeki   işçiler,  otuz  yedi  ekran  televizyondan,  eski  bir  komedi  filmini  seyrediyorlardı.

                                                                     ESİN    BAYRAKTAR

                                                           

  ANKARA/2025                                                           


Yorum bırakın