İŞE YARAMAK ÜZERİNE
Mevsimlik çıkan “Tarihin Tozlu Sayfaları” dergisinin , geçen yıl yaz sayısında okuyucularına hediye ettiği film CD’ si işe yaradı.
Film, İngiltere’nin en meşhur kraliçesinin hayatını anlatıyordu. CD, ada belediyesinin halkla ilişkiler bürosunda, kapıya en yakın masanın alt çekmecesinde öylece durdu. Büroya girildi çıkıldı, masaların çekmeceleri açıldı kapandı, halkla ilişkiler elemanlarından bazıları değişti ama İngiltere’nin en meşhur kraliçesinin hayatını anlatan film CD’sinin , halkla ilişkiler bürosundaki alt çekmecelerden birine neden, nasıl geldiğiyle ilgilenilmedi . CD’yi kimse izlemedi ; izlemeyi düşünmedi. Ta ki belediye kültür ve sanat salonu salon sorumlusu Nevzat, evrak dolaplarının raflarını karıştırana ve kapıya en yakın masanın alt çekmecesini çekip de filmde kraliçeyi canlandıran aktristin pudraya bulanmış bembeyaz suratıyla karşılaşana kadar…
Feribot iki saatlik yolculuğun ardından iskeleye yanaştı. O sırada Nevzat, iskele meydanına bakan ilan panosuna, afişle broşür arası duyurunun sonuncusunu astı: Ne afiş ne broşürdü ; CD kapağındaki fotoğrafın biraz büyütülerek çekilmiş siyah beyaz fotokopisiydi , Fotokopiyi merkez lokantasının camına, meydandaki ilan panosuna, bir de karakol sokağında elektrik direğine yapıştırdı mı oldu bitti. Sezon kapanmıştı zaten. Günler öncesinden haber vermeye gerek yoktu. Ücretsiz sinema gösterimi, adadaki bir avuç insan arasında kulaktan kulağa yayılırdı.
Kültür ve sanat salonu salon sorumlusu Nevzat, işin en önemli kısmını halletti. Sonra da arkadaşının bakkal dükkânına takıldı, lafladı biraz. Bakkal dükkânı , boş pansiyonların sıralandığı loş sokaklardan birindeydi : “Madem film gösterelim, diyorsunuz; hani CD…” diye konuştu. “Nereye gitti o kadar film ; alan geri getirmiyor tabi… Halkla ilişkilerin dolabına, rafına bakacakmışım…Baktık, bulduk…” Bakkal arkadaş, hangi filmi göstereceklerini merak etmedi bile; filmin adını duyduğunda da tepki vermedi. Ama Nevzat, kaybolan CD’leri, gösterilecek filmi bir an için unuttu . Belediyenin halkla ilişkiler bürosunda çalışmaya başlayan arkeolog kız , filme gelir miydi ?.. Ocak ayında, adada, akşam ne yapardı insan bir başına ? Kız kitap okuyordu, dergi okuyordu ; arkeolog ya böyle eski zaman filmlerden hoşlanıyordu belki…
Sıcacık bakkalın camından dışarı daldı gözleri ; soğukta yürüyen sırt çantalı iki gölge gördü. Gölgeler yürüdüler gittiler. Nevzat, bir ihtimale takıldı kaldı : Ya , şu CD arkeolog kıza aitse !.. Kız, kapıya yakın masada mı çalışıyordu ? Çekmeceyi karıştırdığını öğrenirse ne olacak ?.. “Vallahi emir kuluyum ben…” derdi Nevzat ; “ Halkla ilişkilerde kimse kalmamıştı. Mesainiz bitmiş, çıkmışsınız. Akşama film gösterilecek, dediler. Çekmecede CD’yi görünce de geri getirmek üzere almak zorunda kaldım.”
Kız “Aaa… Çalışma masamın çekmecesindeki film…” diyebilirdi. Kime diyebilirdi ? Nevzat’a mı ? Henüz tanışmamışlardı bile…Bu sayede tanışırlardı ; fırsat ayağına gelmişti. İkisi de belediyedeydi nasılsa… Arkeolog kız, kültür ve sanat salonunda seyirci koltuğundayken Nevzat eski bir projeksiyon makinesinin başında olacaktı. Olsun. Şimdilik kültür ve sanat salonu salon görevlisiydi. İleride bakarsın aynı büroda beraber çalışırlardı ; sırt çantalı gölgeler gittikleri yerden döndüler, bakkalın önünde durdular. Bakkal arkadaş, adanın öbür yanındaki zeytinliği anlatıyordu.
Nevzat, bakkalın kapısını açıp dışarı çıktı. “İyi akşamlar, kalacak yer arıyorsunuz galiba…” dedi. Kış günü adaya gelip sokakta kalan maceracıları çok görmüştü. Son feribot hareket edeli yirmi dakika oldu. Otuzlu yaşlarda görünen iki kadına beş altı bina yukarıdaki aile pansiyonundan bahsetti. Sırt çantalı kadınlar, odaya bakmayı çaresizce kabul ettiler. Ekim ayından beri boş olan aile pansiyonunun bütün odaları buz bağlamıştı. Kadınlar klimayı sıcağa ayarlayıp meydana bakan lokantaya gittiler. Siyah beyaz fotokopiyi lokantanın camında gördüler.
Nevzat, kışın ortasında pansiyona müşteri yakaladı. Sırt çantalı kadınlara, oda anahtarını ertesi sabah bakkal arkadaşa bırakabileceklerini söyledi. Kadınların odayı beğenip beğenmedikleri umurunda değildi ; arkeolog kızdan özür dilemeyi kafasına koymuştu. Tek derdi özür dilemek ve kızla tanışmaktı. Ada belediyesi kültür ve sanat salonunda film akşam dokuzda hemen başlamadı. Soğuk hava yağmura döndü. Ada halkının çoğu ucu ucuna yetişti. Salon ağır ağır neredeyse doldu.
Film biter bitmez, projeksiyon makinesini kapatmadan salon çıkışına koştu Nevzat. Halbuki arkeolog kız film CD’sini bilmiyordu çünkü masası pencere kenarındaydı. Tarihî filmlere meraklı mıydı ? Hayır. Adadaki bir avuç insan gibi , ücretsiz film seyretmek üzere arkadaşlarıyla kültür ve sanat salonuna gelmişti. Salon çıkışında arkalarından seslenildiğini duydular ; dönüp baktılar.
Sırt çantalı iki kadın daha ilerideydi ama onlar da dönüp baktı. Pansiyoncu delikanlıyı tanıdılar; bir grup genç erkek ve kızla ayaküstü konuşuyordu. Pansiyon odası ısınmış mıydı acaba ? Klima da pek güven vermemişti. En azından bir süreliğine soğuk odada oturmaktan kurtulmuşlardı ; Nevzat’ın elindeki, Tarihin Tozlu Sayfaları dergisinin geçen yıl yaz sayısında okuyucularına hediye ettiği film CD’si sayesinde…
ESİN BAYRAKTAR
2025/ANKARA