( İLK OLARAK 02.09.2022 TARİHİNDE PAYLAŞILDI.)
DEDİKODU
Etrafı şöyle bir kolaçan ettim, yavaşça öne eğildim, “Benim için dedikodu yapmaz, yapamaz diyorlar.” diye fısıldadım. Ama bakın, şu anda onların dedikodusunu yapıyorum.
İnatçı diş doktorum, sağ arkadaki azı dişimi kurtarmak için uğraşmaya karar verdi. Aslında bakar bakmaz “…almamız gerekecek galiba…” demişti. Yüreğim ağzıma geldi. Doktor, naneli sakız çiğniyordu ; kutularda satılanlardan. Dişi bu duruma nasıl getirdiğimi sormadı bile. Sormadığı iyi oldu ; yoksa bir otobüs yolculuğunda, gece yarısı sakız çiğnerken kırıldığını anlatmak zorunda kalacaktım.
Vallahi, otobüs penceresinden dışarıya dalmışım. Ağzımda, naneli olmayan sakız ; saat gece yarısını çoktan geçmiş. Karanlıkta ne görüyorsam bilmem … Muavinimiz gencecik bir kızdı. Çingene pembesi fularında, otobüs firmasının amblemi basılı. “Ayakkabılarınızı giyebilir misiniz…” uyarısını yaptı. İki kere, dört kere, daha fazla da yapmış olabilir uyarıyı. Şehirler arası otobüs yolculuğunda bacaklarını koridora uzat, üstelik ayakkabıları da çıkar… Zavallı kızcağızın titrek ve ince sesi , zar zor bulduğu işini iyi yapma telaşındadır. Çingene pembesi fulara rağmen “Üff..” desen uçacaktır neredeyse.
Bu dedikoduyu ilk sizinle paylaşıyorum. Böyle dedikodu mu olur, diyebilirsiniz. Ayakkabılarını çıkarıp, bacaklarını otobüs koridoruna uzatan şahsı her ne kadar tanımıyorsam da, görmemiş olsam da bence dedikodu yapmış sayılırım. Muavinin uyarısı ciddiye alınıp ayakkabılar giyildi mi ?.. Zannetmiyorum. İşte tam o sırada, sağ arka dişimde bir gariplik hissettim.
Dedikodu yapmadığım , dedikodu yapamadığım hakkındaki eleştirileri bir kenara bırakalım ; peki neden dedikodu yapmıyorum ? Aklıma gelmiyor ya da seçici davranıyorum ; her şeyin de dedikodusu yapılmaz ki canım. Otobüsle şehirler arası gece yolculuğu yaparken karşılaştığım muavin genç kızın boynundaki Çingene pembesi fular, çoraplı ayaklarını koridora uzatıp horul horul uyuyan yolcu hakkında konuşmak, düşünmek daha ilginç . Dünyadan habersiz yaşayıp gittiğimi zannetmeyin lütfen.
Şu an dişçi koltuğundayım. Doktorum ve yardımcısı, asistanı, hemşiresi artık hangisiyse iğneler, kokular, gırıltılar, vızıltılar arasında tepemde , çekinmeden, rahat rahat dedikodu yapıyorlar: Birileri gelmiş de diğerleri gitmiş. Gidenler giderken haber vermemişler ama onlar da başka bir yere gitmişler. İnatçı diş doktorum, işin ayrıntısını öğrenmek için yardımcısını zorluyor ; kızcağız anlatmaya dünden razı. İnsan bir doktora dedikoduyu yakıştıramıyor, hele de hastasının yanında… Fakat ne derseniz deyin ; dişçi koltuğundaydım, yanı başımda dedikodu yapılıyordu. Ben de kendimi güvende hissediyordum.
ESİN BAYRAKTAR
ANKARA/2025