(İLK OLARAK 28.04.2024 TARİHİNDE PAYLAŞILDI.)
EVİN ATI SATILMADAN ÖNCE: YEREL BİR TELEVİZYON KANALINDAN
Şimdi, efendim, üç kilometrelik bir mesafeden söz ediyoruz. Kasabadan sonra üç kilometre gidiliyor. İnternete baktım ; arabaya, otobüse, taksiye göre diyor. Karşı taraf sözünü kesti : Neyse, evinden çıkmasını ve kiraz bahçelerine varmasını konuşalım. Kadın, ellili yaşlarda olmalı . Biniyor ata, çıkıyor yola. Bazı günler yürüyor. Giderken yürüyor, dönerken yürüyor : Toplamda altı kilometrelik uzaklık.
Evin atı henüz satılmamıştır . At satılacak, daha sonra yerine cip alınacaktır. Çay getirdiler.
At satılınca kadın, üç kilometreyi hep yürüdü . Şaşırtıcı değil mi ? Atın bir fotoğrafı var mı ? Araştırdık, sorduk soruşturduk ; cipin fotoğrafı var ama atın yok . Keşke kadının, at sırtında bir fotoğrafını bulabilseydik… Tabi, böyle bir fotoğraf için kasabadaki fotoğrafçının çağrılması gerekecekti . Ayrıca dul bir kadının bırakın kasabanın fotoğrafçısını çağırmasını , fotoğraf çektirmesi bile o dönem olmayacak işlerdendi. İnin cinin top oynadığı tarlaların ortasından, atın ağır adımlarıyla, kızını görmeye giderdi . Diğer konuşmacı çayını yudumladı ve konuştu. Aman efendim, o tarlalarda inlerin cinlerin top oynadığını söyleyemeyiz artık. Güldüler…
Kiraz bahçesi, damadınınmış. Onlar yazı işle güçle geçirirlermiş. Bardağı karıştırırken sordu : Yoksa şu meşhur “gök kapısı” olayının geçtiği yer mi ?.. Çayını yudumlayan cevap vermedi çünkü o sırada bilgisayardaki bir fotoğrafla ilgileniyordu . Bulamadım, dedi. Bulamadığı her neyse bıraktı, konuşmaya devam etti.
Gök kapısı olayı, kiraz bahçelerinin daha aşağısında, üzüm bağlarının başında olmuş. Kadının bostanı ayrı ; o da geceleri su nöbetine tek başına kalkıyor ; niye tek başına, dul kaldığında yirmi dört yaşındaymış : İki çocuğa, kayınvalideye, kayınvalidenin kayınvalidesine bakacak ; suyu kaçırırsan işin zor. Sebzeler, meyveler, asmalar su ister… Gece zifirî karanlık. Bağ evlerinden birinin kapısı açıkmış. İçeriden karanlığa projektör gibi yayılan ışığı gök kapısı zannetmiş . Saflığı görüyor musun azizim ?.. Korkmuş, heyecanlanmış ; düşünmüş ki işte şu an duaların kabul olduğu andır. Başlamış dua etmeye… Şükrediyormuş ; her kula nasip olmayacak bir şey gelmiş başına . Efendim, açık kapıdan dağılan ışık ilerilere kadar ulaşmış , gitmiş.
Mars’ın Dünya’ya en yakın olduğu günlerde ; açık alanda semaver yakıp çay demleyenleri hatırlıyorum. Neden ? Bu muhteşem doğa olayını kaçırmamak için elbette. Bardaklar boşalmıştı. Fakat, dedi ; o zamanlar açık alana ihtiyaç yoktu ki ; her yer açık alandı. Mars Dünya’ya mı yaklaşmış, Dünya’dan mı uzaklaşmış , kimin umurundaydı. Ekmeğini kazanma derdindeydi herkes. Gemici fenerleriyle bağın bostanın içinde suyu gözetlerlerdi.
Kadın, kızını, torunlarını görüp döndüğü günlerden birinde, akşam üstü, ahbabı bir kadını terkisine almış. Çene çala çala kasabaya yaklaşırlarken arkadaki hanım, sen düş ! Bizimki farkında değil. Demek ses, bağırma, inleme filan da olmamış … Uçsuz bucaksız ekin tarlaları ; kim duymamış, kimse görmemiş. Oturduğu yerden yuvarlanıp giden kadın hafiften toparlakçaymış Seslenememiş, yuvarlandığı yerde kalakalmış . Öbürü de kim bilir ne zaman anladı, Allah bilir…Ayrıca dünyadan habersiz , konuşa konuşa yola devam etmesine ne dersiniz ?..
Güldüler… Kardeşim, gel bir hesap yapalım : Üzerinden neredeyse doksan yıl geçmiş . Ben ne diye yeni fotoğraf arıyorum ki ; uçsuz bucaksız ekin tarlalarını göstermeli aslında.
ESİN BAYRAKTAR
ANKARA/2025