Kadın, televizyon  programında  deli  bir  kahkaha  attı.  Bakışları  bile  deliydi. “Hayır,  zannedildiği  gibi  aşk  şarkısı  değil …”  dedi. Sonra  çatlak  sesiyle  şarkıyı  söylemeye  başladı: “Damarlarımda  kan  kalmamış,  zavallı  kalbim  ne  yapsın…”   Durdu.  “Hastanelik  oldum…”  diye  kameraya  bakmadan  kendi  kendine  konuştu : “ Gözlerimi  açtığımda kocaman  bir  salondaydım . Kabloları  göğsüme  bantlanmışlar;  ayakkabılarım  ayağımda… Şimdi  bu  şarkıyı düğünlerde, gece  kulüplerinde,  partilerde  çalıyorlar.  Romantik  danslar  yapılıyor…İnanın  hoşuma  gidiyor. O  kocaman  salonda  gözlerimi  açtığım saniyeyi unutuyorum. Yanımdaki  sedyede  kabloların,  hortumların  arasında  yatan  ihtiyar  adamı unutuyorum. Doktor  kızdı  bana ;  damarlarımda  kan  gerçekten  kalmamış. Nasıl  haberim  olmazmış… Yolda nasıl  yürümüşüm, nasıl  yaşamışım, nasıl  konuşmuşum,  nasıl  yazmışım, nasıl beste  yapmışım…”

    Kadın  yine  güldü : “Doktoruma  teşekkür  etmeliyim ; ilham kaynağımdır  kendisi.”  Kameraya  döndü:  “ Canım  doktorum,  sana  sonsuz  teşekkürler… Bana  kızdığın  için  sana  kızgın  değilim… Eeee… Kan  olmayınca  kalp neyi  pompalayacak…”  Ardından  öpücük  gönderdi kameraya ; şarkının geri  kalanını  söyledi.

   Meslek  lisesi mobilya  ve  iç  tasarım bölümü mezunu  Sercen, televizyon programını seyredemiyordu çünkü  çalıştığı  radyoda,  çarşıdaki tavuk  dönercinin  reklamını  yapmak  zorundaydı: “Çok  yakınız, halk  eğitim  merkezinin  çaprazında, köşedeyiz. Efsane  menümüzü  mutlaka  deneyin. Tavuk  dürüm,  tavuk  servis,  tavuk  İskender, tavuk  beyti,  patates  kızartması, turşu  çeşitleri, özel  soslar, salatalar… Tadına  doyamayacak,  yine  gelmek  isteyeceksiniz.”

   Tavuk  döner  reklamı, hiç  tanınmayan  yerel radyo  kanalının  frekansından  etrafa  yayıldı . Yerel  radyo,  Ankara-  Kayseri  arasında  bir  yerlerdeydi .  Reklamı  veren  iş yeri  sahibi  uyardı,  Sercen’i ; “Birader  ne  biçim okuyorsun… Kibar,  çıtkırıldım ; şey  gibi… Dönerciyiz  biz, tövbe  tövbe…Sesin çıksın yahu, duyan  duymayan  kalmasın !..”   Uyarıları  ciddiye  aldı   Sercen. Sonuçta emir  kuluydu.  “Şey  gibi”  nin  ne  olduğu  üzerinde durmadı. Reklamı, adamın  istediği  şekilde okumaya  çalıştı.

     “Çok  yakınız, halk eğitim  merkezinin  çaprazında  köşedeyiz..” derken sesi çıkıyordu  aslında. Tavuk  dürüme geldiğindeyse duygusallaşmaya  başlıyordu. “Yine  gelmek isteyeceksiniz.”  bölümünde şiirsellik tavan  yapıyordu. Sercen’e   bıraksalar  sonbahar  hüznünden,  uzaklara  giden  sessiz  yollardan, dumanlı  dağlardan, üzerine  basılıp  geçilen  sararmış  yapraklardan  bahsedecekti. Yirmili  yaşlardaki  delikanlının  hayallerini  bilseler.  Yeter ki  ona  şans  tanısınlar.  “Arkadaş, sen her  gece  böyle  konuş…”  deseler… Keşke… Şarkılar  çalsa,  anlatsa,  yazsa,  anlatsa… Kimsenin bilmediği  müzikleri  bulsa,  değişik  ülkelerden sesler, hikâyeler  taşısa…

    Baktılar olmayacak,  radyodakiler,  delikanlının  reklam metinlerini  okumamasına  karar  verdiler. Peki,  reklam  metinlerini  kim  okuyacak ?  Başka  eleman  yok. İşini  onun  kadar  severek  yapan  eleman  hiç  yok.

      Şarkıcı  kadının  bakışları  artık  deli  değildi. Şarkısını  söyleyince normale dönmüştü : “ Evet,  doğru ; dışarıdayken,  yani  günlük  hayatın  içindeyken insanlar  beni  tanımıyorlar , kim  olduğumu anlamıyorlar. Sinemada  film izliyorum,  sosyete  pazarlarını  geziyorum, şehirler  arası otobüs yolculukları  yapıyorum.”  Kadın, televizyon  programında kameraya  bakmadan  bunları  anlatırken  tavuk  döner  reklamı  bitti. Sercen,  çarşıda  yeni  açılmış  halı  mağazasının  reklamına  geçti : “ Halı, kilim, yolluk  koleksiyonlarımızı  mutlaka görmelisiniz. Ayaklarınızın  altında  yeni bir  dünya… Bekliyoruz…Renk  renk,  motif  motif halılar… Açılışa  özel  kampanyalarımızla ve  hediyelerimizle  emrinizdeyiz…” 

    Halı  mağazası  reklamı ,  hiç  tanınmayan  yerel  radyonun  frekansından etrafa  yayıldı. Hemen  yakınlarda, karanlıkta  ilerleyen  Doğu  Ekspresi’nin  yemek  vagonuna  ulaştı. Kulaklıkla  radyo  dinleyen  kadın  yolcu,  gülmemek  için  kendini  zor  tuttu.  Halıların reklamını   yapan  romantik radyocu ,   “Damarlarımda  kan kalmamış,  zavallı  kalbim  ne  yapsın.” ı  tüm  sevenler  için çalacağını  anons  etti.

     Sercen   tavuk döner  ve   halı  mağazası  reklamlarını yapmak  zorundaydı ; televizyondaki programı  seyredemedi. Şarkının gerçek  hikâyesini  öğrenemedi. Şarkıcı kadın da  aynı  programı ve  elbette  kendini  seyredemeyenlerden biriydi .  Trenle uzun  bir  yolculuktaydı.  Romantik  radyocuya  gülüyordu  o  sırada . Yemek  vagonu  pek  kalabalık sayılmazdı ;  kulaklıkla  radyo dinleyen  kadını   kimse bilemedi.  Normal hayatta tanınmadığını, geçen hafta  çekilen televizyon programında açıklamıştı  zaten.   Tren  uzaklaştı;  frekans  zayıfladı,  zayıfladı, kayboldu.

                                                                                        ESİN  BAYRAKTAR

                                                                                            ANKARA /2026


Yorum bırakın