İLGİNÇ BİR AN

    Doksan küsur  yaşındaki  modacı  kadın,  mısır  patlatmak  üzere  ocağın  düğmesini  çevirmiş  ama   ocağı  yakmayı  unutmuş. Cinayet  Masası  Dedektifi  Üstün  Umar,  mısır  patlatma  tavasının  sürekli  durduğu  yeri  merak  etti. Çünkü  iyi  bir  dedektif   her  ayrıntıyı  araştırırdı. Doksan  küsur  yaşlarında  bir kadın , mısır  patlatma  tavasını , mutfakta  en  üst  dolaplardan   birinden   nasıl  almış  olabilirdi  ? Dedektif, dolabın  önüne  çekilmiş  tabureye de  şüpheyle  baktı .

     Modacı ihtiyarın yine  modacı  olan  kızı,  büyük  oğlunu  karşılamak  üzere  arabasıyla  Esenboğa  Havaalanı’na gitmiş. Kızın  kocasının  hastane  randevusu  varmış ; kontrol  edildi,  doğruydu.  Atölyede teyel,  ütü  işlerine  bakan  terzi  yamağı   yarım saatliğine, bankadaymış…  Yaşlı  kadının yarım  saat yalnız  kalabileceğini  düşündüler  herhalde.

      Üstün  Umar,   nişandan  sonra tatile  çıktı.  Karısı,  kızı,  kendi:  Bu  bir  aile  tatiliydi. Dedektif  dar  kafalı  sayılmazdı  ama  dün  sabah  yedide,  yüzmek  için odadan  çıktığında  kızının  nişanlısıyla karşılaşmayı   istemezdi.  Delikanlının  ne  işi  vardı burada  ?  Delikanlı  değil,  kızının  nişanlısı   demeliydi  aslında. Nişanın  üzerinden  kaç  gün  geçtiyse  ihtiyar modacının  ölümündeki esrarın çözülmesinin üzerinden de  o  kadar  gün  geçti  sayılır.  Oğlanın  hakkını  yemek  istemedi . Çankaya’da  kokteyl  dans  salonu  diye  bir  yer  bulmuş ,  orkestrayla  şarkıcı  kız  bile  ayarlamış ; orkestra iyiydi,  şarkıcı  kızın sesi  fena  değildi.  Davetlilerden  gelen  istek  şarkıları   ellerinden  geldiğince  çaldılar,  okudular. Hepsinin  parasını ,  Dedektif  ödedi.  Sonuçta  nişanı  kız  tarafı  yapardı.

     Üstün  Umar,  delikanlının nişan için  önerdiği  kokteyl  ve  dans  salonunu bir  kayınpeder  gözüyle  başta  beğenmedi . Neden ?..  Cilası  kaybolmuş parkeler,  Roma  sütunu  desenli , eskimiş  duvar kâğıtları  yüzünden.  Nişanın  sonuna  doğru   pistteki  gençler   çarliston  çaça  karışımı  hareketlerle  dans  ediyorlardı. Nişanlılar mutluydu. Dans  biraz çarlistona  biraz  çaçaya  benzerken  amatör  orkestra coştukça  coştu.  Dedektif  orkestraya,  dansa  dalmış  gibiydi.  Aklındakiyse   başkaydı : Sanki  birisi   modaevinin  mutfağında , üst    dolaptan  tavayı  indirmiş , mısır  kavanozunu  çıkarmış,  modacı  ihtiyarı çağırmış,  “Hadi  mısır  patlat da  yiyelim…”  demişti. İhtiyarın  patlamış  mısırı  çok  sevdiği, iki  arada  bir  derede  bile mısır  patlatıp ortaya  getirdiği soruşturma tutanaklarında yazılıydı. Modaevinde teyel, ütü  işlerine  bakan  terzi  yamağıyla  yeniden  konuşmayı  planlıyordu  Üstün  Umar.

    Kızı  içeride  uyuyordu. Büyük  olasılıkla  önümüzdeki  yaz  tatilini   kocasıyla  birlikte  daha  neşeli,  daha  kalabalık,  daha  hareketli  yerlerde geçirecekti. Çoğu insanın üçüncü  günde  sıkılacağı  bu  pansiyonlar  şeridinde  değil…Yıllardır   tatil  yaptıkları  pansiyonun sahiplerine  sabahın  köründeki delikanlıyı  nasıl  tanıtacağını  düşündü : Müstakbel damadım. Bankada  çalışıyor, işi  gücü  yerinde.

        Dedektif  “ Yürüyeceğim…”  dedi   karısına. Yürümeye  filan  niyeti  olmayan  kadın  siyah  simli  ipten  şal  örüyordu.  Müstakbel  damatları midesiyle  bağırsaklarını bozmuş. Geceyi  tuvalette  geçirmiş.  Dün  sabah  iyi  görünüyordu   halbuki.  Başka  bir pansiyonda  kalıyor ;  yemekleri mi  dokundu  acaba ?  Öyle  kafana  estiği  gibi atla otobüse  gel, yer  bulamazsın  tabi… Elinde de  bir  kutu  çikolatalı  pişmaniye ; besbelli  mola  yerinden  alınmış.  Nişanlılar, kırk  dakikalık mesafedeki  ilçe hastanesine  Dedektif’ in  arabasıyla gittiler. Üstün  Umar   içinden “ Ne  işin  var  burada  be  çocuk…” diye  söylendi.  Siyah  simli  ipten  şal  örmeye  devam  eden  kadın,  kocasının  gamsızlığına kızdı ; çocukların  yanında  olması gerekmiyor muydu ?  Dedektif   aksileşti, kendi  kendine  konuştu : “İstemediler,   ne  yapsaydım,  zorla mı  binseydim  arabaya…”

     Plajın  bittiği  yerde  kayalıklar  denize  uzanır…  Dedektif  daha  önce  bu  kayalıklarda  yürümedi. Birkaç kez,  plajın  bittiği  yerden  dik  bayırı  tırmandı  ve  arkasında  uzanan  yabani  zeytin  ağaçlarının  altında  epeyce  yürüdü. Şimdi  sandaletleriyle  ve  bermuda  şortuyla  kayalıklardaydı.

    Teyel,  ütü  işlerine  bakan  terzi  yamağının  “…yarım  saatliğine  bankadaydım…” yalanı  ortaya  çıktı :Bankada  değilmiş.

   Modaevinin işleri  son  üç  yıldır durgundu. Yamak  itiraf  etti ; evet,  sadece  fazladan  kazanmak  için ihtiyardan  ve  kızından  saklı,  gece  elbisesi  tadilatları  alıyordu. Yakınlardaki  giyim  mağazalarının birkaçıyla  anlaşmıştı.  Doksan küsurluk  modacı da  modacının  kızı da  yılların  markası  isimlerinin  tadilatla  anılmasını asla  kabul  etmiyorlardı. Terzi  yamağı , korkudan  yeminler  etti  çünkü  ne  bilerek  ne de  bilmeyerek ocağı  açık  bırakmadığını  kanıtlamalıydı.  İnanmıyorlarsa  damada  sorabilirlerdi.  Yamağın  saklısını  gizlisini  biliyordu o  ama sesini  çıkarmıyordu. Modaevinin  geçmişteki  havalı  günleri  çoktan  bitmişti  zaten. Neyse,  tomografi makinesi  arızalanınca  hastane  randevusu başka  tarihe ertelenmiş . Terzi  yamağı, daralttığı  lacivert  tafta  elbiseyi   teslim etmeye  götürürken  ihtiyarın damadıyla apartman  girişinde  neredeyse  çarpışıyordu.    

     Cinayet  Masası  Dedektifi  Üstün  Umar,  teyel,   ütü  işlerine  bakan  yamakla  nişanın  ertesi  günü   konuştu ve  ocağı  açık  bırakma hikâyesini kurgulayanın bir  başkası olabileceğini  fark  etti.

     Şimdiyse, denize  uzanan  kayalıklarda öylece  durmuştu. Yengeç  yuvalarının  yakınına  sinmiş dev  deniz  kaplumbağasıyla birbirlerine  bakıyorlardı.  İki  taraf da  hareketsiz. Kaplumbağa korkunç  gözlerini  Dedektif’ e  dikmiş. Üstün  Umar, deniz  kaplumbağalarının insanlara  saldırıp  saldırmadığı  konusunda  ne  biliyordu  ? Hayvan  ona  saldırsa  bile  yosun  tutmuş  kayalardan çabucak  kaçamayacaktı. Birden damadı  için  endişelendi. İlçe  hastanesinde ,  zavallıcığa  serum  taktıklarını  gözünün  önüne  getirdi. Ankara  otobüsünden   inip  köyün  minibüsüyle  virajlı  dağ  yollarını aşmış,  küçük  çantası  ve  bir  kutu çikolatalı  pişmaniyeyle  ziyaretlerine  gelmişti.

     İnsan  beyni  ilginç.  Dedektif,  kayalıklarda  dev  deniz  kaplumbağasıyla  karşılaştı  ve  terzi  yamağıyla  doksan  küsurluk  modacının damadının  karşılaşmalarını  hatırladı. Sonra da  yaratıktan   korkmayı unutup müstakbel  damadından  memnun kalmaya  karar verdi. Delikanlı, mısır  patlatma  bahanesiyle kayınvalidesi , kayınpederi  evdeyken ocağı açık bırakıp  çekip  gidecek  birine benzemiyordu. Ayrıca  artık  kimsenin kiralamadığı , gözden  düşmüş  kokteyl dans salonunu bir  akrabasının  işlettiğini de  açık  açık söylemişti.

      Pansiyona döndüğünde  karısı  hâlâ  şal  örüyordu.  Dedektif  masaya  oturdu. Telefonunu  yanına  almamıştı.  Çocuklardan  haber  var mı,   demeye  kalmadı  kadın  gülmeye  başladı. Kızı  ve  müstakbel  damadı , üzeri mumlarla  dolu bir  pastayla  aniden  ortaya  çıktı.  Delikanlı  gayet  sağlıklı  görünüyordu. “İyi ki  doğdun babaaa..”  şarkısı, gülmeler,  alkışlar,  diğer  masalardan da alkışlar  duyuldu.

                                                                               ESİN   BAYRAKTAR

                                                                                     2026/ANKARA


Yorum bırakın