RESSAMIN ODASI

RESSAMIN  ODASI

    İnsanlar bir  süre daha,  pencereden  içeriyi  görmeye  çalıştılar.  Konya  Sokağı’nı  bilirsiniz; bilmeyenlere tarif  edeyim :  Yokuşu  neredeyse  yarıladığınız  yer,  duvardaki resmi  en  iyi  görebileceğiniz  yerdi.  Çölde  bir  deve  kervanının  resmiydi  bu.  Şehir  turu  rehberleri,  gruplarındaki  kalabalıkla  yokuşu  neredeyse  yarıladıklarında  pencereyi   işaret  ederler,   “ İşte  çölde  giden  deve  kervanı…”  derlerdi.  Çünkü ünlü ressamın  yaşadığı  apartman,  şehir  turuna katılanların merakını çekerdi.  Cama  perde merde  takılmadığından resim  hep  görünürdü.

    Eski  apartmanın  katları  tek  tek  boşalıp  binanın ana giriş  kapısına  asma  kilit  takıldığında da  kadınlı  erkekli  çoluklu çocuklu  gezginler,  beş  altı  devenin  sıralandığı  kervanı  fark  edebilmek  için  ellerinden  geleni yaptılar.  Son  model ,  yepyeni  fotoğraf  makineleriyle,  telefonlarıyla  öyle  fotoğraflar  çektiler ki  kervandaki  deve  sayısının kaç  olduğu  tartışmasına nokta  konuldu.   Asma  kilit  takılı  kapının  önünde  pozlar verildi. Ressam mı ?.. Hemen  aşağıda,  çaprazda kalan salaş  esnaf  lokantasında pilav üstü  kuru  fasulye  yiyordu o  sırada.  Ne  rehber  biliyordu ne fotoğraf  çekenler, fotoğraf  çektirenler biliyordu  ünlü  ressamı. Adam, lokantacının acıyıp  karnını  doyurduğu bir zavallıya  benziyordu. Halbuki  buranın yemekleri için  ara  sıra gelirdi.

   Artık  kimsenin oturmadığı apartmanda, camların  kirlenmesiyle  birlikte  pencere,   çekiciliğini  kaybeder  gibi  oldu.  Duvardaki  resmi  görmek  zorlaşmıştı . Yine de  inatçı  meraklılar  vazgeçmediler.  Bir  süre  sonra pencere camının  alt  köşesi kırıldı.  Sanki  dışarıdan  taş  ya da  başka  bir  şey  atılmıştı .

    Kirlenmiş  ve  kırılmış  cama  rağmen   şehir  turu  rehberleri , evinin  duvarına resimler çizen ünlü  ressamın hikâyesini  anlatmayı sürdürdüler.  Ama   konuşmalarına “ İşte  çölde  giden  deve  kervanı…”  cümlesiyle  başlamıyorlardı  :  Uzun  zamandır  ortalıkta  görünmeyen  ressam,  Ege’de  küçük  bir  köyde  zeytin  yetiştiriyormuş;  yetiştirdiği  zeytinlerden  zeytinyağı  üretip  satıyormuş…  

   Anahtarını  bulamadıklarından ana  giriş  kapısındaki asma  kilidi  kırdılar . Katlara, çanta,  valiz,  cüzdan  yapan,  tamir  eden  atölyeler  taşındı .  Yemek  yapan  adam önce   mutfağı  kullandı.  Çalışan  sayısı  arttıkça  mutfak  yetmez  oldu. Adam  ne  yapsın,  Konya  Sokağı’nda, yokuşun neredeyse  yarılandığı  yerden  en  iyi  görünen  odaya  geçti.  Sokak  kapısının  üzerine  bantla  tutturulmuş  kâğıtta  “İçerdeyiz, kapıyı  sıkıca  itin…”  yazdığı  için  birilerinin  pattadak  diye  gelmesine  alışkındılar.  Yemek yapan  adam,  gelenle  gidenle  ilgilenmezdi.  Eğer  patates  soğan  dolu  plastik  leğenle  üst  kattan  iniyorsa veya  alt  kattan  çıkıyorsa,  “…kapıyı  sıkıca  itin.”  yazısına  rağmen  kapı da  açılmıyorsa  “Dur  dur  dur…”  der,  elindeki  leğenle  kapıya  omuz  atardı. Gelen  kimmiş, neyin nesiymiş… Boşveeer…  Omuzlanan  kapı  açılırdı.  Yemek  yapan  adam,   patatesleriyle  soğanlarıyla,  yeşillikleriyle  yemek  yapmaya  giderdi.

    Ressamın  canı,  gözlerini apartmana  dikenler  yüzünden  sıkılmadı. Zaten   çalıştığı oda  arka  tarafa  bakıyordu . Arka  odada  resimlerini çizer, ön odada misafirlerini  ağırlardı. Zeytinciliğe  ya da  zeytinyağı  ticaretine  başlamadığını söyleyebilirim. Böyle işlerden  hiç  anlamaz. Ege’deki köyün  adını,  ziyaretine gelen arkadaşından  duydu. Arkadaşını  uğurladı. Kahvaltılık  almaya  Ulus  Hali’ ne gitti .  Yemek  yapan  adam   bu  odada,  küçük  tüpte   çorba  kaynatır . Paçalarını  kıvırdığı gri  eşofmanıyla, ayağında  plastik  terlikleriyle plastik  tabureye  oturur,  koca  plastik  leğeni  önüne  çeker,  patates  soğan  soyar.  Ressamı  duydu.  Yine ilgilenmedi . Yalnız  geçenlerde iki  koca  lahana  almışlar,  bizimki  gene leğenin  başında, lahanalara  bakıyor. Yorulmuştu  galiba. Başını  kaldırdı ;  çöldeki  deve  kervanıyla  karşı  karşıyaydı. Anasını  hatırladı. Hacca  gitmeyi hep istemiş,  gel gör ki kısmet olmadan  Hakk’ın rahmetine  kavuşmuş  anacığını  düşündü,  duygulandı.

    Bir  rehberin peşine takılmadan hem de yakından görebilirsiniz çöldeki  deve  kervanını. Ressamın  odasının  mutfak  olması  dışında  pek  bir  şey  değişmedi. Sabah  kahvaltısına  pişen tava   böreğinin yağlı dumanına rağmen resim hâlâ varlığını  koruyor.

                                                                                ESİN   BAYRAKTAR

                                                                                       2025/ANKARA


Yorum bırakın