GÜNÜBİRLİK
Gecenin yarısıydı, bırakın yanlış yerde beklediğimi düşünmeyi, yanlış yerde beklemenin korkusuyla, endişesiyle donup kalmıştım. Taksinin şoförü, verdiğim adresi kesinlikle anlamamış olmalıydı. Derken karanlığın içinden devasa bir yolcu otobüsü göründü. Otobüs yaklaştı yaklaştı, durdu. Şoför indi, elinde kâğıtlarla arkamdaki boş gibi duran binaya koştu. Yolcuların dikkatini çeken, üzerimdeki siyah şifon elbise miydi yoksa sol kolumla sardığım mavi abajur mu ?.. Yanına oturduğum yaşlıca kadın gülümsedi : Bu yerel firmanın otobüs kaptanlarının , şimdiye kadar peronlarda ,duraklarda yolcu bıraktıkları, eşya unuttukları duyulmamıştı.
Kimse uyarmadı ki ; otobüsün sayfiyeden hareket saatiyle , gece yarısı beklediğim şu ıssız yerden hareket saati aynı değilmiş. Telefondaki ses sonraki seferde yer var ,deyince böyle beklemeye mecbur kaldım. Yaşlıca kadın, firmayla ilgili söylediklerinde haklı çıktığı için memnundu. Halbuki telefon eden ve otobüsün nerede kaldığını soran bendim ; lafı uzatmak istemiyordum. Ama yol arkadaşım ne yaptı etti, on saat süren otobüs yolculuğundan sonra bir düğüne katıldığımı öğrendi. Şimdi yine on saatlik otobüs yolculuğuyla Ankara’ya dönüyordum.
Davetiyenin adres kısmında adı yazılı şehrin inişli çıkışlı yokuşları vardı. İstanbul’a benzetim. Çıktığınız yokuşlardan birinden görünen liman, haziran ayına rağmen sanki soğuk bir kış manzarası fotoğrafıydı . O zaman otogar merkezdeydi. Düğünün yapılacağı salonun önünden geçtik. Ne kız tarafından ne oğlan tarafından erken gelen yoktur herhalde.
Yaşlıca kadın, düğün salonunu , düğün sahiplerini sordu ; hatta limana yakın apartmanlardan birinde akrabaları oturuyormuş. Apartman pencerelerinden muhtemelen yük gemilerini, vinçleri filan seyrediyorlardır. Ya da seyretmiyorlardır. Aynı şeylerden sıkılmış olabilirler. Ne hoş abajur, dedi. Evet, hoştu gerçekten. Mavi abajurumu merak ettiğini anladım. Kucağımda ne diye bir abajur taşıyordum; hikâyeyi duymak istiyordu. Tamam istiyordu ama ben, limana yakın oturan akrabalarını merak ediyor muydum ?.. Hayır. O da, bulabileceği en basit seçeneğe yöneldi ; yaşadığı küçük sayfiye kasabasını anlatmaya başladı.
İki katlı, bahçeli evini, komşularını, deniz kenarındaki çay bahçelerini, okey gruplarını dinledim bir süre ; okey turnuvaları bile oluyormuş. Beklerim, dedi ; buyurun gelin, çok memnun kalırım. Sohbetine karşılık vermeyerek haksızlık mı etmiştim ?.. Kadın beni evine çağırıyor ; sayfiyede, iki katlı, bahçeli evinde ağırlayacak… Hem de gece yarısı loş bir otobüs durağında karşılaştığı ve hayatında ilk kez görüp tanıdığı birisini… Kendimi huzursuz hissettim. “Okey oynamayı bilmem…” desem. “Aaaa… Olsun canım, oturur bizi izlersin, öğrenirsin…” diyecekti sanki.
Şöyle başlayabilirdim : Anladığım kadarıyla şehri biliyorsunuz. O zaman, düğün salonunun ilerisindeki lunaparkı da biliyorsunuz. İşte abajuru, lunaparktaki “Halkayı at, hediyeyi kap !” oyununda kazandım. Halkayı at, hediyeyi kap ! Halkayı at, hediyeyi kap ! Orta yaşlarda bir adam, bağırarak müşteri çekmeye uğraşıyordu. Attığın halkayı, daire biçimindeki düzenekte dönüp duran sıralı ördeklerin boynuna geçirmek gerekiyor. Kolay zannetmeyin sakın. Beş halkanın hediyeleri alt rafta, on halkanın hediyeleri üst raftadır. Abajurun üç rengi vardı : Kırmızı, mavi, turuncu; maviyi seçtim.
Salona elimde abajurla giremezdim. Lunaparkta vakit geçirdiğimi, halkayı atıp abajuru kaptığımı söyleyemeyeceğime göre…Neden söyleyemeyecekmişsin, dedi yol arkadaşım. Düğün evi uzakmış ; yeni yapılan kooperatiflerde. Gitseydin karnını doyururdun bir güzel. El açması baklava yerdin . Keşkek de yapmışlardır mutlaka. Yorgunmuşsun. Eeee, nereye bıraktın abajuru, diye sordu yaşlıca kadın. Düğün salonunun girişindeki vestiyerimsi yere bırakmıştım. Vestiyer dediğime bakmayın, görevli mörevli yoktu. Kaybolsa, biri alıp götürse kime hesap soracaktım değil mi ?.. Ayrıca bu tür oyunlarda şanslı olmadığıma inanmıştım hep ; ilk kez şans benden yanaydı. Kanıtı da mavi abajurdu. Bıraktığım yerde bulamasaydım itiraf edeyim üzülürdüm.
Abajurumun çalınma, kaybolma ihtimalini, yeni yapılan kooperatiflerde hâlâ ev taksidi ödeyen bir tanıdığının başına gelen dolandırıcılık olayına nasıl bağladı anlamadım. Dolandırıcılar , sözde, yangın söndürme tüplerinin çalışıp çalışmadığına bakacaklarmış ; her daire için ödenmesi gereken para varmış… Ev borcu öderken bir de dolandırıl… Olacak iş mi…
ESİN BAYRAKTAR
2025 /ANKARA