İYİ BİR ALIŞVERİŞ

İYİ  BİR  ALIŞVERİŞ

    Bin  dokuz  yüz  yirmili  yılların bitmesine yakındı.  Hanımı , ne  olduğu  bilinemeyen  bir  dertten hakkın  rahmetine kavuştuktan  sonra   Ali  Paşa  da eline  geçenle  toprak almaktan  vazgeçti.  Fakat  yanlış  anlaşılmasın ;  bu  vazgeçme ,  kadıncağızın ölümüyle ilgili  değildi. Adam , o  toprakları sürüyor, ekiyor,  biçiyordu. Alnının  teriyle   kazanıyordu. Emine  dedi ki ;  baba,  çitiriklerin  aşağısını da alsan… Sedirdeydi  Ali  Paşa,  yer  minderindeki  kızına  bakmadı  bile. Alacaktı da  ne olacaktı… Elin hergelelerine   mal mı  bırakacaktı… İki  kızını  evermişti ; Emine de  yakında  gider.   

     Ali  Paşa’nın  tek oğlu, anasının  elli  ikisinden sonra, Ankara’dan  bir  kızla  kalkıp  geldi. Haber  kasabada  hemen  yayıldı. Akça  pakçaydı  kız. Mangal  yanan  dip  odaya  aldılar ; sessizce  bekledi.

     Oğlan, babasının  yanına  çıktı. Emine,  dip  odadaki  etekli,  bluzlu, sessiz  kızı pek  sevdi. Yıllarca anlattı  herkese. Çünkü  hoşgörülüydü  Emine.  Ama Ali  Paşa,  oğlunun evlilik  kararına  hiddetlendi. Kabul  etmedi. Evin tek  oğlu  da  babasının  yanından   aşağı  indi ; aldı  kızı,  gitti. İzmir mi,  Aydın mı ?.. Gören,  duyan  olmadı. İzmir,  dediler  en  fazla… Çoluk  çocukları, torun torbaları olmuştur  belki ; unutuldular.

    Kim  toprağını elden  çıkaracaksa Ali  Paşa’nın  çarşıdaki  dükkanına giderdi. Ali  Paşa,  susam  yağı  küpleri,  zahire çuvalları arasında otururdu. “Paşa”  deseler de paşa  değildi  aslında ; çok  toprağı  vardı sadece. Harman eder, ekin  kaldırırdı.   Adam boylu  bosluydu, geniş  omuzluydu. Hele  uzun  paltosuyla  çarşıdan evine yürürken bir  görseydiniz; kasaba küçüktü ,  nüfus  azdı.

     Gülsüm  Kadın, sabah  ezanından sonra, Allah  rızası  için  yine  geldi. Türbeyi çalı  süpürgesiyle süpürdü. Sandukaların  altında  yatanlar kimlerdi ,  adları  sanları  neydi  hepsini bilirdi ;  tek tek sayardı . Bu  kızı,  şu  oğlu,  berideki kardeşi  diye sıralardı. Bazen  yatsının  ardından da  varırdı  türbeye ; türbeyle  evi  karşı  karşıyaydı   zaten. Derdine  derman arıyordu. Düşündü ; bulamadı. Düşüne  düşüne  sokağa  adımını  attı. İlerideki uzun karaltıyı fark  etti. Karaltı,  evlerin  önünden  çarşıya  doğru kayboldu.  Gülsüm  Kadın  bu  tesadüfü,  türbeyi  süpürmesine  bağladı. Horoz öttü  yakınlarda.

    Kadınlar  öyle  bir başlarına  çarşıya giremezlerdi. Ama kafasına  koymuştu Gülsüm  Kadın. Madem  tek  çare  İstanbul’du ; parasız da  olmayacağına  göre… Gelinin  kırkı  çıkmıştı. Bebeği  hemen  İstanbul’daki  hastaneye  götürün,  demişlerdi. Yüreği  ferahladı  gelinin.  Beşiğin  üzerine  örtülü  sarı  tülbenti çekti  aldı. Uyuyordu  bebek. Kaynanasına  güvendi.  İstanbul’daki  hastaneyi söyleyen  ebeye  güvendi.  Başka  kime  güvenecekti ki… Gülsüm  Kadın,  kundaklanmış  torununu kucakladı. İyice  büründü  bürgüsüne. Yukarı  sokaklardan  dolandı. Kıyılardan,  dar  aralıklardan  geçti.  Ali  Paşa’nın dükkanına  giden  yolu  uzattı.

     Dudağı  yarık  doğmuş  kız  bebeğin yüzüne  baktı  Ali  Paşa. Komşuydular  Gülsüm  Kadın’la.  Bürgüsüne öyle bir  sarınmıştı ki  kadının   sadece  tek  gözü  görünüyordu. Yalvarırcasına konuştu  Gülsüm ;   babasından  kalan  tarlayı  söyledi. “ Sen  alıver Ali  Paşa,  ayağına  düştük !  İstanbul’da dikiyorlarmış bu  damağı… Para  lazım…Babası harpten dönmedi,  benim  adam  yatalak… Ne  yaparız,  ne  ederiz ?..  Allah’ını  seversen ;  koca  kız  olunca  kim  alır bunu böyle,  everemeyiz  sonra…”

     Emine,  her  ne  kadar  saf  deseler de   aslında  saf  değildi.  Onlara  sert  baksa da, homurdansa da çok  severdi  babasını. Tek  oğlu  çekip  gidince  mal  mülk,  toprak  almayı  bırakan babasına  kızsa  ne  olacaktı,  kızmasa  ne  olacaktı değil mi ?.. Elin  hergelelerine mal  bırakmayı  istemiyordu Ali  Paşa.  Elin  hergelelerinin  kim  olduğunu  biliyordu  saf  Emine. Kızmadı  babasına. Haklı  bile  buldu.  Gülsüm Kadın’dan  aldığı  tarlayı  öğrenince de bunun  iyi  bir  alışveriş  olduğunu  düşündü.

                                                                                                         ESİN   BAYRAKTAR

                                                                                                               2025/ANKARA


Yorum bırakın