(17/02/2021 TARİHİNDE “ADRES” İSİMLİ ÖYKÜ VE 08.02.2025 “AYRILIK AKŞAMI” İSİMLİ ÖYKÜ OLARAK PAYLAŞILDI.)
Ruh ve Sinir Hastalıkları Doktoru Veli Şekip Aydın, dizüstü bilgisayarının üzerine çay dolu fincanı devirdiği ve telaşla kâğıt peçete aradığı sırada Siteler otobüsündeki tartışma büyüdü büyüdü … Otobüs Ankara Hastanesi durağına geldiğinde kavga çoktan ağız dalaşına dönmüştü. Nişanda takılanlardan tutun da karşılıklı verilen hediyelere, bohçalara kadar başa kakılmayan kalmadı. Merakına yenilip göz ucuyla delikanlıyla genç kızı süzen yaşlıca bir teyze dışında kimse dönüp bakmadı. Şoför, böyle durumlara alışkın olmanın rahatlığıyla gayet sakin bir şekilde sürdü otobüsü. Güzergâhta herhangi bir değişiklik olmadı.
Giriş katındaki muayenehanesine henüz inmeyen Doktor Veli Şekip Aydın, aynı apartmanın en üst katındaki evindeydi. Cinayet Masası Dedektifi Üstün Umar bir hafta sonra bu eve geldi ; kapı ziline bastı. Konu, fotoğraftaki genç adamdı ; genç adam motosiklete binmişti . Motosikleti sürüyor muydu yoksa sürüyor gibi yapıp poz mu vermişti anlaşılmıyordu. Zaten dedektifin öğrenmek istediği bu değildi ; fakat doktor, dedektifin soru sormasını beklemedi : Bilgisayarcı genci tanıdı. Sonra da üzerine çay fincanı devrilen dizüstü bilgisayarını düşündü. Klavyesi değişecekti. Motosikletli genç, bilgisayarın modeline uygun parçaların şu anda ellerinde olmadığını söylemişti. Sipariş verecekti.
Dedektif Üstün Umar, tavana kadar kabloların, yazıcıların dizili olduğu rafların arasında bir tabureye oturdu . Doktorun bu işle bir ilgisi olmayabilirdi. Bilgisayarın tuşlarına devrilen çay fincanı yüzünden hemen yakınındaki servise gitmişti o kadar. Belki de dedektifin oturduğu tabureye oturmuştu …
Hayır, dedi Veli Şekip Aydın, ben tabure görmedim. Ortalık karmakarışıktı. Oturacak yer yoktu. Sürekli gittiğim bilgisayarcı kapanmış ; ilerideki çay ocağını işletenler burayı tarif ettiler . Sanki bilgisayar hurdalığındaydım. Antre, mutfak, salon, koridor… Her yer plastiklerle doluydu. Ortada dikildim bir süre. Diğer tarafa uzanan koridorun sonunda biri, Berna’yla, bağıra bağıra konuşuyordu. Eminim ; telefonun öbür ucundaki kişinin adı Berna’ydı. Yine “Hayır…” dedi Ruh ve Sinir Hastalıkları Doktoru Veli Şekip Aydın ; Berna’yı tanımıyorum.
Şüphelenilecek kişi Doktor Veli Şekip değildi. Veli Şekip, Siteler otobüsündeki tartışmadan haberdar olmalarını sağlamıştı. Telefonda Berna, motosikletli genci sakinleştirmeye çalışıyordu . “Hemen karar verme, sonra üzülürsün, sonuçta o senin nişanlın, bu şekilde devam edemezdik…” gibi şeyler mi söylüyordu acaba ?.. Belki de yaşadıkları yüzünden kendini suçlu hissediyordu. Doktorun tahminleri böyleydi. Ama Berna’yla motosikletli genç arasında ne vardı bilemezdi. Dedektif, otobüsteki diğer yolcuları, otobüsün şoförünü dinlemek istedi. İlerideki çay ocağını işletenler de Berna ve motosikletli gencin aralarında ne olduğuyla ilgili ip uçları verebilirlerdi.
Nişanlılar, otobüs Sıhhiye’ye varmadan önce farklı duraklarda indiler. Delikanlı, Sıhhiye Köprüsü’nden Kızılay’a kadar yürüdü. Erken çıkmıştı evden ; kahvaltı etmemişti. Seyyardan simitle ayran aldı. Metro çıkışında durdu.Simitten koca parçalar ısırdı , ayranı dikti. İnsanlar oradan oraya akıyorlardı.
Berna eski bir dizüstü bilgisayarı için klavye siparişi aldı. Siparişin numarasını antetli kâğıdın köşesine yazdı ; motosikletli gençle aralarında şöyle bir konuşma geçti : “…tamam, çocukla gönderiyorum… Depoda varmış…” Motosikletli genç “…geliyorum ben, gönderme çocuğu…” dedi. Güldü Berna, sonra da telefonundaki kedi videolarını açtı .
Ruh ve Sinir Hastalıkları Doktoru Veli Şekip Aydın mı ?..Neredeyse Kızılay’ın merkezinde, muayenehanesiyle evi aynı apartmanda olan değişik bir adamdı sadece.
ESİN BAYRAKTAR
2025/ANKARA