(İLK OLARAK 02.09.2022 VE 25.06.2024 TARİHLERİNDE
“ESKİ KOMŞUNUN ÖLÜMÜ” VE “ÜST GEÇİDE DOĞRU YÜRÜRKEN” BAŞLIKLI HİKÂYELER OLARAK PAYLAŞILDI.)
Böyle şeyleri pek yapmam. Yani bizi de götür, bizi de götür diyenlere tiyatro bileti almam. Oyun bir polisiyeydi . Üç dört yıldır filan oynuyordu. Karın yolları kapattığı kış gününde eski köşkte mahsur kalanlar birer birer cinayete kurban giderken, aralarında tesadüfen bulunan dedektif, olayı çözüveriyordu. Hayatta tesadüfler olur. Eski komşumun ölümünü öğrenmem gibi… Oyunun başlamasına daha vardı. Ulus’a gideceğimizi zanneden arkadaşıma “Hayır…” dedim ; Ulus’a gitmiyoruz. Tiyatro salonu Ulus’ta değil. Arkadaşım ,madem tiyatro salonu Ulus’ta değil ; pardösü yakasının tamiri için İzmir Caddesi’ndeki terziye uğrarız o zaman, diye devamını getirdi .
Yaz sonunda Ankara’ya döndüğümüzde eski komşumuzun taşındığını öğrendik. Fino köpeğini de alıp gitmişti. Ayak sesi duyduğunda ortalığı yıkan kıvırcık, siyah tüylü finonun adı neydi ?Unutmuşum. Ondan korkardım . Bir akşam apartman merdivenlerini çıkarken, eski komşumuzun, sokak kapısının aralığından bakıp beni beklediğini gördüm.
Market torbalarına doldurduğu kitapları, fotokopileri, dosyaları gösterip bunları bana vermek istediğini söyledi. Çünkü kitaplardan, fotokopilerden, dosyalardan faydalanacak birilerini kesinlikle tanıdığımı düşünüyordu. Finodan korktuğumu bildiğinden sokak kapısını tam açmamıştı galiba. Ama fino görünürde yoktu. Sesi soluğu da çıkmıyordu. Köpeği, odaya mı hapsetmişti acaba? Doğruydu , kitaplardan, fotokopilerden faydalanacak tanıdıklarım vardı. Bu olay, eski komşumuzun taşınmasından çok önce gerçekleşmişti. Belki de taşınma fikriyle evi toplamaya, evdeki gereksiz eşyalardan, ıvır zıvırdan kurtulmaya başlamıştı.
Terzinin camına “Sahibinden Satılık” tabelası asılıydı. Yan taraftaki dükkânda, renk renk mukavva kutularının arasında oturan delikanlı anlattı: Mal sahibiyle anlaşamayan terzi aslında kendi dükkânına gidecekmiş ama ondan da vazgeçmiş. Terziliği bırakmış, makinelerle ilgili bir işe girişmiş. Cicili bicili mukavva kutuları arasında kendini kaybeden arkadaşım, pardösü yakasının tamirini unutmuşa benziyordu. Delikanlıya göre terzi, makine alıp satma işine girişmekle büyük hata yapmıştı.
Eski komşumun ölümünü öğrendiğimde, polisiye tiyatro oyununun başlamasına kırk dakika kalmıştı. İzmir Caddesi’nde yürüyoruz. Arkadaşımın elinde , az evvel satın aldığı, yeşil mukavvadan bir kutu ; delikanlının tavsiye ettiği terziye gitsek mi gitmesek mi, zaten hemen yapılmaz, pardösüyü bırakmalı, kaça yapacak… Kararsızdık. Caddenin ortasında, eski komşumun eşiyle karşılaştık. Karşılaşmanın sevinciyle hâl hatır soruldu.
Adam kaç yıl önce, apartmanın önündeki ağacın budanan yerini çamurla sıvayıp, sıvadığı yeri de beyaz bir bezle sıkıca sarmıştı. Aradan geçen zamana rağmen bunu hatırlıyor olmama şaşırdı . Gülümsedi. İşe yaradı mı bari , diye sordu. Ağaç, çamurla sıvanan yerden yeşil sürgünler vermiş miydi ?.. Ölüm haberinin ardından kalkıp da ” İşe yarayıp yaramadığını hatırlamıyorum…” diyemezdim elbette. Başımı salladım.
Delikanlının tavsiyesine uyduk. Adresteki iş hanının merdivenlerinden dönerek aşağı indik. Pardösünün yakasını tamir edecek terzi, tütün ve tütün ürünleri satan dükkânla bitişikti. Vitrindeki nargilenin, tabakaların gerisinde boylu boslu, kırmızı suratlı bir kadın duruyordu.
ESİN BAYRAKTAR
ANKARA/2025