(İLK OLARAK 01.09.2022 TARİHİNDE PAYLAŞILDI.)
AKLINI ÇELDİĞİMİ DÜŞÜNEBİLİRLER
Üşenmedim , oturdum saydım . Seksen beş gündür sendikalıyım.; canım sıkılıyordu, canımın sıkıntısı gitgide artıyordu. Karar verdim. Neydi kararım ? “Çıkıyorum…” demekti galiba. Sendikadan çıkıyorum, ayrılıyorum, istifa ediyorum… İstifa mı ediyorum ?.. Ne iş yaptım da istifa ediyorum ?.. Bir şeyler yapmalıydım ki istifa edeyim ; değil mi ?.. Oysa aradan seksen beş gün geçmiş; farkında bile değilim. Sendikalı olmak istemediğimin farkındayım.
Sendika denilince afiş geliyor aklıma. Yolumun üzerinde bir otel var. Hava güzel, mis gibi , hadi yürüyeyim, dediğimde otelin dibinden geçmeye mecburum. Bitişiği market ; dışarıdaki kasalardan elma, portakal, patates, soğan seçiyorum. Soğan seçerken de “ Soğanlı Çiçeklerin Yetiştirilmesi Üzerine Yeni Yaklaşımlar” konulu toplantının afişini görüyorum otel girişinde. Her seferinde bir başka sendika ;her seferinde bir başka seminer, bir başka kongre, bir başka toplantı… Artık neye göre ne deniyorsa bilmem. Boş durmuyorlar yani. Ama işte kala kala aklımda “Soğanlı Çiçeklerin Yetiştirilmesi Üzerine Yaklaşımlar” kalmış.
Aslında bu da bir iş sayılmaz mı… Düzenlenen etkinlikleri takip etmek, izlemek, ilgilenmek. Çiçek yetiştirme meraklısı sayılmam. Sarmaşığa benzeyip, kitaplığımın sözlükler bölümüne doğru tırmanan bitki çoktan tarih oldu . Hakkımı yemeyeyim. Mutfak balkonuna götürüp kurumuş yapraklarını ayıklamıştım. Ayıklamama rağmen tırmanırken kurudu ; kururken tırmandı.
Doğrusunu konuşursam , arkadaşlara ayıp olmasın, arada kırgınlık olmasın diye üyeliği kabul etmiş bir sendikalıydım. “ Neden sendikalı olayım ki ya da sendikalı olmamı neden istiyorsunuz ?. “ gibi sorular da sormamıştım. Fakat ben sormadan onlar bu soruların cevaplarını sıraladılar. Canım sıkılıyor, mutsuzum ; soğanlı bitkilerin yetiştirilmesi üzerine yeni yaklaşımlar toplantısına katılsaydım kararım değişir miydi ?.. Mesela, otelin girişi kadar gösterişli olduğunu tahmin ettiğim konferans salonunda konuşanlardan biri olsaydım istifa etmeye kalkışmayabilirdim.
Mikrofonu kullanıyorum; masadaki mikrofonu. Hayır , mikrofon kürsüdedir ; konuşma için önceden hazırlık yapmışımdır. Kucağımdaki dosyalarla salona girerim. Dosyaları nereye bırakacağım ? Dosyalar kürsünün üzerine sığar mı ?.. Konuşma boyunca hep ayakta mı duracağım ?.. Masa olursa sandalye de olur. Arada otururum, şişede su rica edeyim ; dilim damağım kurursa şöyle bir yudum alırım.
Hangi sendika ? Adlarını sanlarını bilmiyorum, kalkmışım kürsüden, masadan, mikrofondan bahsediyorum. Afiş hiç eksik olmuyor; konuşan konuşana… Offf… Sıkıldım…İstifa etmenin yolunu yordamını gösterin, rahatlayayım. Dilekçe mi yazılacak, fotokopi mi çekilecek, bir yerlerden rapor filan mı istenecek… Sonra evime yürürüm . Hava soğuksa, yağmurluysa otobüse binerim. Atkımı dolarım boynuma, şemsiyemi açarım. Manav kasalarından meyve alırım, yeşillik alırım.
Kapıda karşılaştık ; Suratını astı, “Haber verseydin…” dedi. Sendikadan istifa ettiğimi haber mi vermeliydim ?.. Yaz aylarını bu takıntıyla geçirmek istemiyorum. Sendikalı hayatımızdan memnun muyuz, değil miyiz konuşmadık. Ben memnun değilim, yapılacakları öğrendim: Dilekçe yazıyorsun ; hayır yazmıyorsun, yazmakla uğraşmıyorsun. Dilekçenin hazırı var ; boşlukları dolduruyorsun sadece. Tarihler, adın, soyadın, imzan, adresin, telefon numaran; bu kadar.
Sanki bütün derdi tasayı onun üzerine atmışım, kıyıya çekilmişim gibi bakıyor. Kendi kendime verdiğim bir karar. Kimseden etkilenmedim. Soğanlı bitkilerin yetiştirilmesi üzerine yeni yaklaşımlar konusunda konuşma yapma hayali bile kurdum. Konuşma dosyalarım kürsüye sığmadığından koşturup sehpa bile getirdiler .
İstifa ettim. İstersen içeri birlikte girebiliriz. Ama aklını çeldiğimi düşünebilirler.
ESİN BAYRAKTAR
ANKARA/2025