ADAK ( İlk olarak 03.06.2023 tarihinde paylaşıldı.)

    Kapısı kilitli iki  katlı  evin  önünde duruyordum. Neden  duruyordum ? Delikanlının çağırdığı kişi gelsin ,  kapının kilidini  açsın , diye.  Delikanlı, sokağın  sonuna  doğru  seslendi. Dönüp  baktı.  Durmaya  devam  ediyordum. Besbelli  duyan olmadı. Yeniden  seslendi. Yetmedi ,  biraz  yürüyüp  yine seslendi. Dilinden midir,  memleketinden midir nedir,  kime  seslendiğini  anlayamadım. Anahtar olmadan kapı nasıl açılacak… Ne gelen var ne giden…

   Evi  hatırladım.  Duvara  bitişik  merdiven,  üst  kata  çıkıyordu. Harap  olmuştu tabi. Kollukları çürümüştü . Hem  merdiven de kullanılmıyordu galiba. Sonunda anahtarı getirdi delikanlı . Zaten her yere tek başına koşturuyordu. O kadar seslenmişti ; anahtarı getirecek bir Allah’ın kulu yoktu.

Süs  havuzu,  meyve  ağaçları değişmemiş. Havuzun  içini plastik  kasalarla doldurmuşlar.  Misafir  gelince  evin kedisi   merdivende  oturur,  baktı  misafirin  gideceği  yok , bahçeye  inerdi. Terk  edilmiş bahçenin bir  köşesini  çevirmişler. Derme  çatma  ağıldaki koyunlar çaresiz bir  alışkanlıkla ayağa  kalktı. Bahçeyle, havuzla ilgilenmeyi bırakıp işimize bakmalıydım. Madem adaklık için gelmiştim ; hayvanı benim seçmem lazımmış. Siz  seçin, dedim. Kabul  etmedi ; olmazmış.

   Çok  soğuk, karlı,  buzlu bir Ankara  kışında üst  katta,  soba  yanan odadaydık. Pencereden dışarı bakıyordum. Çatıların arasından küçük bir meydan görünüyordu.  Soba  yanan  odayı, pencereden görünen meydanı merak ettim şimdi . Taşınırlarken  duvardaki  aynayı, altındaki  büfeyi de götürmüşlerdir herhalde. Büfede,  kahve  fincanlarının  arasında,  evin  kızlarının  vesikalık  fotoğrafları  vardı. Kızlar  sabah  erkenden işe giderlerdi. Kedi,  basamaklardadır  ; onlar hazırlanırken  ayak  altında  dolanmayı  sever. Kendi  kendine  hoplar  zıplar,  yalanır. Aynayı bırakmış  olabilirler. Ne  diye  bıraksınlar ki  aynayı !.. Eski olduğundan , taşımaya değmeyeceğinden bırakmışlardır. Büfeyi,  fincanları,  vesikalık  fotoğrafları  sarıp  sarmalamışlar ; aynayı  gözden  çıkarmışlardır. Bütün işlere kendisi koşan delikanlı benim bahçeye, havuza , merdivene bakıp durmamdan sıkılmışa benziyordu. Öndekini  seçtim ;  “Tamam,  şu  olsun…”  dedim.

     Evden çıktıktan sonra caddeye  varmak  için dar bir aralıktan  geçmek gerekiyordu.  Karşılıklı  evlerin  pencereleri  nerdeyse  dip  dibedir. Merdiven basamakları güven verseydi  üst  kata  çıkma  niyetimi  söylerdim. Delikanlı da büyük ihtimalle “Hah ! Bir bu eksikti…” derdi. Ama hatırladıklarımın doğru olup olmadığını nasıl anlayacaktım ?… Sıkıca tuttuğu hayvancağızı kapıya doğru sürükleyen delikanlının peşi sıra yürüdüm . Kaldırıma oturmuş kadınlar, erkekler aralarında konuşuyorlardı. Bizi görünce sustular. Niye geldiğimi anlamışlardı.

                                                                                ESİN   BAYRAKTAR

                                                                                    28.06.2025 /ANKARA


Yorum bırakın