Tabela  yoktu.  Uyarı  yazısı  yoktu.  İp  filan  da  yoktu ;  hani  böyle  bir  taraftan  bir  tarafa  gerilmiş,  geçilmesin  diye veya  yolun  kapalı  olduğu  anlaşılsın  diye. Kum  yığılmıştı,  taşlar  üst  üsteydi. Yığılı  kum  ve  üst  üste taşlar  yüzünden  gerek  duymamışlardı  herhalde  yazıya,  tabelaya,  ipe.

    Bildiğiniz  bir  yolun kapalı  olması   karşısında  düşündüklerinizle, bilmediğiniz  bir  yolun  kapalı  olması  karşısında  düşündükleriniz  aynı  mıdır  ?”Buradan  geçmeyeli  ne  kadar  olmuştu ?”  sorusuna   “Rüzgârın  gazete  sayfalarını  havalandırdığı  bir  gündü.” Cevabı  verilir mi ?  Dar  bir  sokak,  eski  evler, rüzgârın  havalandırdığı  gazete  sayfaları…  Şehir  ve  rüzgâr,  dedi  kendi  kendine.  Başlık  “Şehir  ve  Rüzgâr”  olsaydı ;  başlık,  tema,  konu… Ne  bileyim  her  neyse  işte  o. Peki,  rüzgârın  havalandırdığı  gazete  sayfalarını  yakalayabilir miydi  bir  daha  ? Yakaladı  diyelim  ; yığılı  kumu,  üst  üste  taşları  nasıl  geçecekti ? Şu anki  durumda  geçebilme  ihtimali  yok  gibiydi.  Geçebilme  ihtimalini  kuvvetlendirip de  tırmanmaya,  atlamaya  kalkıştığında  ne  olurdu  ?  Bir dakika !.. Bakar  mısınız !.. Buradan  geçemezsiniz ! Yol  kapalı !.. Hooop !.. Hooop mu ?  Hayır,  “Heyyy…  Birader!”  olabilirdi  belki.

    Dar   sokak ileride kıvrılıyordu.  Yolu  ilk  kez  buraya  düşen  pek  çoğu,  sokağın  darlığını,  ileride  kıvrıldığını  bilmez.  Beyaz  kireç  sıvalı  duvarı,  duvarın  sonundaki  kapıyı  görmeniz  için   yürümeye  devam  etmelisiniz. Perşembe  günleri  Pazar  kurulur.  Pazar,  beyaz  kireç  sıvalı  duvarla  ve  duvarın  sonundaki  kapıyla  ilgili  değildir.Dar  sokak,  Perşembe  günü  kurulan  pazara  giden  yollardan  biridir  sadece.  Dolu  veya  boş  Pazar  torbaları  taşıyan  insanları  düşündü.  Dolu  veya  boş  Pazar  torbaları  taşıyan  insanlar,  beyaz  kireç  sıvalı  duvar  boyunca  yürüyüp  duvarın  sonundaki  kapının  önünden  geçmeliydiler.  Ya  da  kapının  önünden  geçtikten  sonra  beyaz  kireç  sıvalı  duvar  boyunca   yürümeliydiler.  Yığılı  kumun  ve  üst  üste  taşların  arasındaki  boşluğa  adımını  attı. Evet,  dedi  içinden ; tırmanmaya,  atlamaya  gerek  kalmadı.  “Hooop,  heeeeeyy,  birader…”  gibi  şeyler de  duyulmadı ;  ama  ya  bir  tanıdıkla  karşılaşırsan.

    Tanıdıkla,  dar  sokağın  sonunda  karşılaşabilirsin.  Arkadan da  gelebilir  tanıdık.  Sen,  beyaz  kireç  sıvalı  duvarın  sonundaki  kapıya  bakarken  “Merhabaaa,  Ooooooo…”  seslenmesiyle  dönersin  birden… Nereye  böyle,  nereden  böyle,  diye  süren  ayaküzeri  konuşmaları. Pazara  uğrayacağım da  kestirmeden  gideyim,  derdi.  Yalan  sayılmazdı ;  işten  çıkınca  pazara  uğramak  için  bu  sokak  kestirmeydi. Şimdi taaaa  aşağıya  yürü,  hastanenin  bahçesini  dolan;  ya da  diğer  tarafa  doğru  yürü,  apartmanların  gölgelediği  başka  dar  sokakları  turla,  pazara  çık. Buraya  da  kumla  taş  yığmışlar,  kaldırım  taşları mı  değişecek  acab… Duvarın  sonundaki  tahta  kapıdan,  yer  yer  dökülmüş  kireçten  söz  edecek  değillerdi  tabii…

    Kaç  kere  geçmişti  buradan,  beyaz  kireç   sıvalı  duvarı  ve  duvarın  sonundaki  tahta  kapının  fotoğrafını  çekmeyi  kaç  kere  istemişti.  Hatta  ayaküstü  konuşan  iki  tanıdığı  da  eklemişti  çekeceği  fotoğrafa  ; rüzgârın  havalandırdığı  gazete  sayfalarını da… Karşılaşan  iki  tanıdık   havadan  sudan  konuşurlar. Beyaz  kireç  sıvalı  duvarın  sonundaki  kapı  fotoğrafını  konuşmazlar.

    Tahta  kapının  kapalı  olduğunu  hiç  görmedi.  Kapı  ya  ardına  kadar  açıktı  ya da küçük  avluyu gizlemeyecek  kadar  aralıktı.  Acaba  buradan  geçtiği  o  kadar  zaman  içinde  kapıyı  kapalı  görseydi kafasındaki  fotoğrafı  çeker  miydi ?  Tahta  kapı  çok  eskiydi ; belki de  bu  yüzden  kapanmıyordu. Yerinden  oynamıştı,  kilidi  bozuktu,  sürgüsü  tamir  edilmemişti.  Güzel  bir  fotoğraf  karesi  değil mi ?  Olmaz,  dedi ;  olmaz ! Kapı  eski,  sanki  kullanılmıyor  gibi  ama  kirecin  beyazlığı,  kapıdan  girip  duvarın  arkasına  geçtiğinizde  yaşamla  karşılaşacağınızı  söylüyor.Olmaz,  dedi  yeniden.  Olmaz…Kim  dinler  bunları  ! Kestirmeden  pazara  gitme  fikri  iyiydi ;  iyiydi de  perşembeye  kaç gün  vardı…

    Her  zamanki  gibi  kapalı  değildi  tahta  kapı.  Kırmızı,  kocaman  plastik  bir  leğen  duruyordu  avluda.  Musluktan  fışkıran  su  sesini,  şıpıdık  terlik sesini  duydu.  Tahta  kapının  arkasındakiyaşam  konusunda  yanılmadı.  Yanılmadığını  söyleyecek  bir  tanıdıkla da  karşılaşmadı.  Yürüdü,  yürüdü,  yürüdü…  Kestirme  dururken  yolu uzatmaya  gerek  yoktu.

                                                                   ESİN   BAYRAKTAR

                                                                     ANKARA/2018


Yorum bırakın